4 Şubat 2010 Perşembe

gece,
işte öyle gece,
nasıl uslanır yağmurla,
tekerleklerde ıslak düşlerin şırıltıları,
ah gece,
nasıl uslanır yağmurla,
ve ıslanır yeni yeni,
bir damla ile asfalt,
sürtünmeye dair tüm dilekleriyle,
tekerlek,
gece,
işte öyle yağmurla,
saçlarında ıslaklığı ile,
sinüzütü azmış genç kızın biri,
ıslanmış beresini çıkarsın mı,
çıkarmasın mı bilemez,
bir burun çeker yalnızlığa,
gözyaşı mıdır bulutun,
ya da kızcağızın bilinmez...
işte gece,
nasıl da uslanır şehir yağmurla,
rüzgar verir azabını,
ilk ışığıyla güneş,
tekrarını yaşatır ahiret işkencesinin,
işte şehir,
öyle gece,
ve varınca ayaz ile,
çukur ki kaplanmış buzla,
sabaha,
hani donmaya yüz tutmuş ayakların,
ilişince sobaya nasıl da,
iğneler batar hissedersin milyonlarca...
işte gece,
öyle uslanır şehir,
öyle ıslatılır ertesinde,
bir yanık türküyle,

yarım kalmış bir merhabanın,
elvedasını anarcasına....

Hiç yorum yok: