18 Ağustos 2011 Perşembe

gel-geç

beklemek,
herhangi bir oluşun var oluşuna dair de olsa,
amaçsız da olsa
aynı yokluğa iter insanı.
kavramlar sonsuz bir döngüde
yinelerken kendini,
nostradamus'luğa soyunur insan.
beklemek bir terapidir,
ya da
sosyal bir deney;
sabrın sonluluğunu denetleyen.
kendinle yalnız kalma sorunsalına dairdir
herşey,
belki en yalın düşüncelere kapı aralar,
gelmekte olanın bataklığının yarattığı
berrak
ortamda.
beklemek,
amaçsızlığı tetikler.
o
his dolar
tüm sinapslarına.
beklemek,
bir gizem perdesini de aralar aslında,
hayata dair;
yaşamın,ölümü bekleyen insanın
sürece dair kurduğu düşlerden
ibaret olduğunu ispatlar,
varoluş aksiyomuyla.
beklemek,
olacak ya da olmayacağın süslediği
tek bilinmeyenli,
bir hissiyattır ya;
beklediğin sürece
oalcak olanın olmamış olması,
garip bir yanılsamadır,
zamanın esirinde.
beklemek,
ümit edilenin
gerçekleşmeyecek olmasına dair bir
antrenmandır.
yani sabır aslında;
yüzleşmektir.
beklenenin gerçekleşemeyecek olmasını
ne kadar kabullendiğinle alakalıdır.

beklemeyi bekleyebilmek için ise...
öğlen güneşine yenik düşmüş
ense,
anlatabilir ancak,
yanmayı,
yanmak,
günlere,haftalara yayılacak bir acı.
insan,
farkındasızlığın gölgesine sığınmalı.
öyle,umutların saçıldığı,
güneşli bir pazartesiye uzanacak yenilenmeyi
mümkün kılmaz
farkındalığın tetiklediği
yılan misali,
deri soyulmaları.

en kötüsü de arkadan gelenin,
süt beyazı,
saf,
taze,
temiz durmasıdır.

bilinir ki,
temiz,
erken kirlenir...