o salıncaklar,
boyası dökülmüş paslı zincirleri,
ne kadar da kuvvetli itsen ileri,
hafif bir gıcırtı,
sürtünme sesi,yutkunma sonrasında,
döner geri...
toprağa gömülü ayakları,
açamaz yeşil yeşil,
değil ki parkın ağaçları,
yeşermez anlayacağın,
boyası sökülür,
kokar demirin rengi,
gösterir kendisini...
o salıncaklar,
eskidi,
yaşı çocukluğumuza kadar,
ah ayak üstü,
sıra ile bindiğimiz o salıncaklar,
zincirini koparmak için kıvrandıklarımız;
güneşe dayanamazlar onlar,
hava siner sökülen boya üstüne,
paslanırlar...
bu an, daha önce, hiç yaşanmamıştı, yepyeni bir an, tamamen farklı... monotom hayat yoktur, sadece bakış açısı...
7 Aralık 2009 Pazartesi
gaz lambasına
yaşamak,
geçmişte,asılı kalmak öylece,
astımını tetiklemek geçip gidenin,
yapışıkalmış tozları ile üstünde
açılmamış mektuplar,
ağzına sıralanıp da söyleyemediklerin,
iç anadolunun posta trenlerinin bir istasyonunda,
eski bir masanın,
paslı gözünde,üstünde toz öylece
eski bayramlara ey gidi çeker,
güneş,
camından içeri süzülerek,
tahta kurusunu andıran sıcaklığıyla,
tüm parlaklığını paramparça eder,
solmuş bir eski,antika dükkanında,
sahibini bekler;
kumaş altındaki,tahta
camın çerçevesindeki,
hepsi sana benzer...
yaşamak,
şimdiki zamanın geçmişinde,
ağırlar göçenleri,
şimdiki zamanın geleceğinde...
geçmişte,asılı kalmak öylece,
astımını tetiklemek geçip gidenin,
yapışıkalmış tozları ile üstünde
açılmamış mektuplar,
ağzına sıralanıp da söyleyemediklerin,
iç anadolunun posta trenlerinin bir istasyonunda,
eski bir masanın,
paslı gözünde,üstünde toz öylece
eski bayramlara ey gidi çeker,
güneş,
camından içeri süzülerek,
tahta kurusunu andıran sıcaklığıyla,
tüm parlaklığını paramparça eder,
solmuş bir eski,antika dükkanında,
sahibini bekler;
kumaş altındaki,tahta
camın çerçevesindeki,
hepsi sana benzer...
yaşamak,
şimdiki zamanın geçmişinde,
ağırlar göçenleri,
şimdiki zamanın geleceğinde...
6 Aralık 2009 Pazar
tahtıravalli
çayımdan şekeri esirgedikçe,
çayın tadı ağır basar oldu,
dilimde bir acı,
midemde ilk yudumdan itibaren,
ameliyat çıkışını gözler akrabanın,
o uzayan zaman dilimlerinin baskısı...
ve şeker,
kattığımda sonradan,
daha da bi tatlı olur çay,
az birazıylan...
ve şeker,
eski kararında,
çirkin bi tatlılığa seyreder...
ah,
çayımın şekeri,
bu korkuylan,
daha çay içemem ben...
çayın tadı ağır basar oldu,
dilimde bir acı,
midemde ilk yudumdan itibaren,
ameliyat çıkışını gözler akrabanın,
o uzayan zaman dilimlerinin baskısı...
ve şeker,
kattığımda sonradan,
daha da bi tatlı olur çay,
az birazıylan...
ve şeker,
eski kararında,
çirkin bi tatlılığa seyreder...
ah,
çayımın şekeri,
bu korkuylan,
daha çay içemem ben...
yaylalarda çocuklar,
yaz misafirlerini karşılar,
yol ortasında minik minik kayalar,
önce yola,
minik bir bahşişle,
sonra geri taşırlar...
küçük gelir kapıları,
oyunları kadar büyük ufukları...
yaz misafirlerini karşılar,
yol ortasında minik minik kayalar,
önce yola,
minik bir bahşişle,
sonra geri taşırlar...
küçük gelir kapıları,
oyunları kadar büyük ufukları...
penceresinde buğu
penceresinde buğu,
parmak çalsa kalır izi,
görnmez içerisi,
yazsa birşeyler,
geçerken sokağından ters de olsa,
anlarım...
pencersinde buğu,
arkada bi karartı,
yaklaşsa cama,
nefes alıp verse önünde,
bilirim kimin nefesi,
anlarım beklemekte beni...
penceresinde buğu,
anlarım soğuk içerisi...
parmak çalsa kalır izi,
görnmez içerisi,
yazsa birşeyler,
geçerken sokağından ters de olsa,
anlarım...
pencersinde buğu,
arkada bi karartı,
yaklaşsa cama,
nefes alıp verse önünde,
bilirim kimin nefesi,
anlarım beklemekte beni...
penceresinde buğu,
anlarım soğuk içerisi...
3 Aralık 2009 Perşembe
boş yolda şerit değiştirip duran,
bir araba,
güneş tepede,
asfalt tüttürüyor sanki,
şöförün anlında,
boncuk boncuk bunaltı,
frene asılıyor birden,
lastiği postmodern bir çalışma ile,
siyaha boyuyor asfaltı,
kenarda sırtında yük ile evine giden orta yaşlı
yol kenarındaki köyden seyircinin
arıyor gözleri yol ortasında bir ineği mesela,
küçük bir kediyi...
şaşkınlık kaplıyor suratını,
şöförün yanına koşturuyor,
sanıyor ki,
var bir derdi;
şöför gülmekte,
camı indiriyor yarısına,
elini tersiyle alnını silliyor,
küçük bir muhabbet geçiyor aralarında...
soruyor ki,
hayırdır,hasta mısınız?
hayır,diyor,
lastikleri,
yeni almıştım da,
hani bu araba yeni aslında,
baktım,
tutuyor mu freni...
şaşkın yerli,
yaz sonu da geçiyor olay yerinden,
yağmur damlayıp parçalarken izleri,
dalıp gidiyor,
kar yağıyor günün birinde,
doğu anadolunun,
yüreklerden kalmayan mutsuzluğu gibi,
kalp boyunu geçiyor kar...
ayaz bir gecenin ertesi,
dönmekte,
yıpranmış arabası ile şöför,
bıraktığı lastik izlerini arıyor gözleri,
ki,
içinde güneş saklayan,
kabak vari,lastiği ile,
zik zak çiziyor,
üstünde ince örtüsüyle asfaltta...
bilmem kaç takla,
bilmem kaç desibel fren sesi,
yol kenarında üstünden duman tüten bir enkaz
içinden yerliyi arıyor şöförün,
gözleri...
bir araba,
güneş tepede,
asfalt tüttürüyor sanki,
şöförün anlında,
boncuk boncuk bunaltı,
frene asılıyor birden,
lastiği postmodern bir çalışma ile,
siyaha boyuyor asfaltı,
kenarda sırtında yük ile evine giden orta yaşlı
yol kenarındaki köyden seyircinin
arıyor gözleri yol ortasında bir ineği mesela,
küçük bir kediyi...
şaşkınlık kaplıyor suratını,
şöförün yanına koşturuyor,
sanıyor ki,
var bir derdi;
şöför gülmekte,
camı indiriyor yarısına,
elini tersiyle alnını silliyor,
küçük bir muhabbet geçiyor aralarında...
soruyor ki,
hayırdır,hasta mısınız?
hayır,diyor,
lastikleri,
yeni almıştım da,
hani bu araba yeni aslında,
baktım,
tutuyor mu freni...
şaşkın yerli,
yaz sonu da geçiyor olay yerinden,
yağmur damlayıp parçalarken izleri,
dalıp gidiyor,
kar yağıyor günün birinde,
doğu anadolunun,
yüreklerden kalmayan mutsuzluğu gibi,
kalp boyunu geçiyor kar...
ayaz bir gecenin ertesi,
dönmekte,
yıpranmış arabası ile şöför,
bıraktığı lastik izlerini arıyor gözleri,
ki,
içinde güneş saklayan,
kabak vari,lastiği ile,
zik zak çiziyor,
üstünde ince örtüsüyle asfaltta...
bilmem kaç takla,
bilmem kaç desibel fren sesi,
yol kenarında üstünden duman tüten bir enkaz
içinden yerliyi arıyor şöförün,
gözleri...
1 Aralık 2009 Salı
bilmece
neden diye sorduğunda,
başlarım ben,
ya da niçinde;
ne söylesen susmam artık...
başlarım ben,
ya da niçinde;
ne söylesen susmam artık...
gün kovalayanlar
buraların sinekleri var
üşüşürler öylece
kanın pıhtılaşmasını dahi bekleyemezler
yaraları gözlerler hayat boyu
yağmurda doldururlar evin içini
hangi bulutun gözyaşı önemsemezler
buraların sinekleri var,
aşka konarlar
buraların kelebekleri var,
Gün kovalarlar
üşüşürler öylece
kanın pıhtılaşmasını dahi bekleyemezler
yaraları gözlerler hayat boyu
yağmurda doldururlar evin içini
hangi bulutun gözyaşı önemsemezler
buraların sinekleri var,
aşka konarlar
buraların kelebekleri var,
Gün kovalarlar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)