20 Ocak 2011 Perşembe

yokluğun başucu kitabım,
açar okurum,kelimler yabancı,
anlamam yazarının üslubunu,
kanıksayamam tek harfini

yokluğun başucu kitabım,
ben'den olanlarla,
sen'den olanların,
gizli buluşma yeri,
despot bir ayrılık iktidarına,
gizliden muhalefet...

yokluğun başucu kitabım,
bekçinin teki sorar kimliğini,
vakit gecenin yarısının bir de ertesi,
topuklar da sıyrılır,
işgüzar rüyaların bekçiliğinden

yokluğun başucu kitabım,
başım yastığa vardıktan sonra,
kontollu deneylerin,
kontrolsüz hipotezleri belirir,
bir rüya var olur,
satırlarından,tümcelerinden,
gerçekliğim transfer olur,
sensizlikten senliliğe...

yokluğun başucu kitabım,
gözüm işitmez,
kulağım koklamaz,
burnum görmez olur...
cuntanın teki gelir de,
yaktırır gömdürür,
akıl karıştırıcı,isyan edilesi,
bendeki anarşisti uyandıran sensizliği...
bugün de sensiz geçti,
dediğim andan itibaren
sen'liydi...
ölüm de hayat kadar sürer aslında,
ilk nefesten itibaren sürer,
sonu zincirlikuyu'da...

matem yaşayanlara mahsusken,
hayatı mahzene çevirenlere serzeniş,
bebeğin ağlamaklıkları

çocuk düşlerini hatırlamazsın,
bebek düşündüklerini de,
ilk ağlayışındır tek amaçlı,
şu zaruri hayatında,
amaçsızca yitmek,
amaç arayaraktan...

amaç ki,
yaşamak olduğunu,
ölümle burun burunayken,
farkına vararaktan...
hiç bir veda merhabalaşmanın yerini tutmaz

9 Ocak 2011 Pazar

ağustosta bir köy evi,
engebenin uzaklaştırdığı komşuluk ilişkileri;
yeşilin tekelinde yeryüzü,
yağmurun işbirliğiyle,


güneşe karşı bir muhalefet.
azınlık kahverengi,
anarşist,terörist heyelanlar
yağmurun seli,derin devlet...

ağustosta bir köy evi,
yorgana sarınmak,yarincesine
kapıdan içeri hücum eden sisle uyanmak.
burnunda ninenin kuymağı,
yüzüne vurulan su kadar ayıltıcı.

ağustosta bir köy evi,
mutfakta yanan odun sobası,
demlikten,ateşle kovulan su buharının,
imdat çığlıkları,
yer sofrasının hükümdarı çay,
ve uğruna yaşananlar...
kafanı camdan uzattığında,
dala tutunuk yeşil,
üstünde örümceğin,yaz yağmuruyla
yarattığı kar manzarası,
makas sesleri,
fabrikadan yanık kokusu...
bardağa gözünü dikip de
fark etmek,dönüşümü...

ağustosta bir köy evi,
sobadan,ninenin nasırlı elleriyle,
öyle bez,tepsi falan kullanmadan,
sofrana servis edilen sıcak ekmek...
antik çağların efsanesi deli baldan yükselen kestane kokusu,
bir takım isyankar arıların,emeklerini geri almak uğruna
kahvaltına düzenlediği saldırılar...
ve hemen hanenin yanındaki kovanlarından,
kendi dillerinde boykotları...

ağustosta bir köy evi,
zemin kattaki ahırdan yükselen,
ineğin,
ben buradayım,
sesi ve kokusu.
sofranda altın sarısı yağ,
toprak altında hapsinden mütevellit ekşi ve tuzlu kokan peynir,
ve bala beşik kertmesi kaymak...

ağustosta bir köy evi,
minareye kuş bakışı manzara,
özgürlüğün başdönürücü hissiyatı,
kim olduğuna dair denklemlerin,
nacizane sabitlerini bulabileceğin,
başlangıç noktaları...

ağustosta bir köy evi,
eylülde yenilenmişlik,
ekime kadar...
kasımda başlar bir özlem,
sonbaharın kasvetine bağlarsın,
pis pis kışlar...
özlem yerini yanlızlığa bırakır
kendini ararsın...
sayılı gün çabuk geçer de,
geçen de gider'in farkına varırsın...

ocak 2011'de,
istanbul hanesi,
şiirlerde tabu kelimelerden olsa da teknolojik terimler,
bu kadar,kabloların girdiği esir hayatımız,
serum takarcasına,internete bağlılığımız,
yalanın ağır bastığı doğrudur;
"yitik,mahvedildik hayatımız"
ağustos'ta bir köy evi,
tüm dileklerimin,dilencesi...