günün en zor anıdır uyanmak,
hele bir de bilinçaltından yırtık dondan fırlayan
zamanda yolculuk misali,eski bir anda barındırdığın duygular silsilesiyle,
gerçeğin karmakarışık,
mekan ve zaman yok olup gitmiş...
zordur uyanmak,
hiç rüya görülmemiş olsa da,
zinde,
başlayan günün sonunun geleceğini bilerek...
rüyalar değil de;
gündeminde yol açtığı izler,günlük rutinde;
bir fiyaskodur,
geçmişi dirilten,
ve hatıralar bir bir hatırlanır,
imgeler,anahtar kelimelere büründükçe...
iyisi de kötüsü de şu an için;kötüdür tam manasıyla,
kötü hatırlandıkça karışır rüyalara da,yer eder kendine,
iyi,
ondan pek bahsetmeye de gerek yok zaten,
karşılaştırmalar çökertir,gündelik yaşamı,
ve kıstası yüksek olan,ezilir yarattığı dağların gölgesinde,
sönmek üzere yıldız misali...
döngülere değinmeden etmek olmaz,
rüyaya malzeme veren,
görülü bir rüyanın gün içindeki değinimleri,
gerçekliğinin çarkına çomak misali,
dönüp dönüp durulan,
ah o "başlangıç noktaları"...
ve aradaki hengame,
hiç bir zaman ulaşılmadık son,
ulaşılmışsa da farkına varılamamış...
ve yitik bir anafikir,
fikrinden kopmuş hikayeden;
unutmak değil,kurtuluşu var eden başlangıç noktalarını,
yutmak,
ve bakabilmek hikayeye,
başı da aynı karede,sonu da...
uyanmak,
hayatın en zor anıdır uyanmak,
tüm yaşanmışlık,tüm hayatın
hiç olur gözünde,
geçen zamana yanılan,ağızdan ağıza dolaşan bir hikaye değildir bu...
zordur uyanmak,
ter içinde,
korkulu bir rüya ertesi mesela
zordur uyanmak,
sıkışmışsındır,tutmaz artık mesanen,biriktirdiklerini,
koştura koştura dökersin içini,
modern dilde lavabo'ya...
en güzeli de görünse,
zordur uyanmak,
hiç birşey görmemiş,
ya da görüp de hatırlayamamışken...
çünkü öylesine uyanmak denmez...