parfüm kokusu sinmiş iki yastık,
yorgana sarılmış koku,
sinmiş odanın heryerine,
özlem,
hatırlamadıkça,
kokmaz gecede...
erezyon,
zihinde,
sevgili üşümesin diye giydirilmiş,
çok beden büyük sweette,o koku,
hani alışır ya insan,
bir süre sonra,
reseptörleri yorulur da,
alışmaz,hiçbir zihin,
kurak nöronlarını saran,
bahara çiçek açmış uzaklardan yol alıp da gelmiş,
taşıdığı kokuyla rüzgarın,
aşındırmasına...
hiçbir deterjan,
ya da teknolojinin evrimiyle
banyolarımızı işgal eden otomat,
yokedemez,özlemin ipuçlarını...
tek bir atom tanesi
dahi kalmasa,
sırf geceyi dolduran kederin,
zihinde bıraktığı hatır,
hatırlanırda,
çağrışır...
bu an, daha önce, hiç yaşanmamıştı, yepyeni bir an, tamamen farklı... monotom hayat yoktur, sadece bakış açısı...
28 Nisan 2010 Çarşamba
12 Nisan 2010 Pazartesi
gulibik
uyanır geçmişindeki,
bir köy evinde,
kesik kesik karelerle kahvaltı,
açar kapıyı,
levent'te bir sokakta bulur kendini,
yürüdükçe varır körfez'in
asite bulanmış atmosferiyle
duvarları deniz gören lisesine,
ilkokul öğretmeni girer kapıdan,
üniversitesinden,hiç var olmamış bir ders anlatır,
ve dalar yavaş yavaş tahtaya,
kara tahta,yeşil,bulanır,
ve dalar uykuya...
rüyasında;
uyanır pembe duvarlı bir odada,
bir çay koyar,
elini yüzünü yıkar,
kabusa çalmıştır "an",
ağır ağır,aitsizlikle karışık,
karabasandır sanki,
dışarıda soğuk bir hava...
uyanana dek,
acıyacaktır kalbi,
caddede bağırışlar...
yelkovan esner tik tak sesiyle,
ağır ağır kovalar akrebi...
rüya ki gerçek,
gerçek ki rüya...
bir köy evinde,
kesik kesik karelerle kahvaltı,
açar kapıyı,
levent'te bir sokakta bulur kendini,
yürüdükçe varır körfez'in
asite bulanmış atmosferiyle
duvarları deniz gören lisesine,
ilkokul öğretmeni girer kapıdan,
üniversitesinden,hiç var olmamış bir ders anlatır,
ve dalar yavaş yavaş tahtaya,
kara tahta,yeşil,bulanır,
ve dalar uykuya...
rüyasında;
uyanır pembe duvarlı bir odada,
bir çay koyar,
elini yüzünü yıkar,
kabusa çalmıştır "an",
ağır ağır,aitsizlikle karışık,
karabasandır sanki,
dışarıda soğuk bir hava...
uyanana dek,
acıyacaktır kalbi,
caddede bağırışlar...
yelkovan esner tik tak sesiyle,
ağır ağır kovalar akrebi...
rüya ki gerçek,
gerçek ki rüya...
deja vu
yürür sokakta,
tabelalar yabancı,
dev camekanlar,
ilişir gözleri,gözgöze gelir
yansıması yabancı
kanepenin altından çıkan,
tozlu poşetler içinde,
fotoğraflarda yeşerir anıları,
kendini arar o anda,
"an" tanıdık fakat,
sima yabancı
ve bir çay bahçesindedir,
yalancı güneş ensesinde,
gözünü alır cam masadan
parlayıp da,
yalnızlığı çökmüştür büsbütün,
soğur çayı yarıda...
dalıp gider yan masadakilere,
gözünü ısırır,karşılaşmıştır sanar...
yayılır implus duyularından,
kanın yayıldığı gibi suya...
an tanıdık,
tanıdıklar yabancı...
tabelalar yabancı,
dev camekanlar,
ilişir gözleri,gözgöze gelir
yansıması yabancı
kanepenin altından çıkan,
tozlu poşetler içinde,
fotoğraflarda yeşerir anıları,
kendini arar o anda,
"an" tanıdık fakat,
sima yabancı
ve bir çay bahçesindedir,
yalancı güneş ensesinde,
gözünü alır cam masadan
parlayıp da,
yalnızlığı çökmüştür büsbütün,
soğur çayı yarıda...
dalıp gider yan masadakilere,
gözünü ısırır,karşılaşmıştır sanar...
yayılır implus duyularından,
kanın yayıldığı gibi suya...
an tanıdık,
tanıdıklar yabancı...
4 Nisan 2010 Pazar
nefes-i ilk
ey gidi trabzon,
tilki yüreğimin kürkçü dükkanı,
unutur bir bebek,
ilk nefesiyle,
ciğerlerine dolan acının,
ağlayışını da
unutmaz,
unutamaz,
göbek bağının ayrılıp da,
yeşile,maviye dolandığı,
yağmur bahçelerini
ey gidi memleket,
tilki yüreğimin kürkçü dükkanı
tilki yüreğimin kürkçü dükkanı,
unutur bir bebek,
ilk nefesiyle,
ciğerlerine dolan acının,
ağlayışını da
unutmaz,
unutamaz,
göbek bağının ayrılıp da,
yeşile,maviye dolandığı,
yağmur bahçelerini
ey gidi memleket,
tilki yüreğimin kürkçü dükkanı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)