öldükten sonra yaşam değil;
öyle uzanabilmek huzurla,
açık pencerenn seyrinde bir ağaç,
yaprağına vuran yağmur taneleri,
kalkmayı gerektirmeyecek dünyevi meseleler...
sıkılmak gibi, insani bir duygudan eksik,
uzanmak...
ne geçmiş'ten ne de gelecek'ten bir taneciğin
giremediği bir bilinç hali ile uzanmak...
durmayan yağmur eşliğinde,ölü gibi yatmak,
arada bir dalmak uykuya,
sade bir rüya, öyle sade ki,
kendini öyle huzurla uzanır görmekle ilgili...
bu an, daha önce, hiç yaşanmamıştı, yepyeni bir an, tamamen farklı... monotom hayat yoktur, sadece bakış açısı...
18 Ağustos 2014 Pazartesi
matograf on iki
istanbul'da
sıkışık sokakları ve binalarıyla
gece güneş'in kusulduğu
yapış yapış bir yaz gecesine
benzer
insanların yaşam'la ilgili sorunsalları...
ne zamandan beri bu kadar ciddiye bindi hayat?
kışın güneşe kurulan düşler,
ne çabuk unutuldu...
el birliğiyle yok etmedik mi baharı?
ne kadar derinlere inse de insanlık,
sığ kadar bile yükselemediği bir aralıkta debelenmekte...
sıkışık sokakları ve binalarıyla
gece güneş'in kusulduğu
yapış yapış bir yaz gecesine
benzer
insanların yaşam'la ilgili sorunsalları...
ne zamandan beri bu kadar ciddiye bindi hayat?
kışın güneşe kurulan düşler,
ne çabuk unutuldu...
el birliğiyle yok etmedik mi baharı?
ne kadar derinlere inse de insanlık,
sığ kadar bile yükselemediği bir aralıkta debelenmekte...
matograf on bir
can bahşedilmiş bir kaya
heykele dönüşmeyi düşlerken,
yavaşça ufanabilir rüzgarla...
kimileri hayatı yaşlanmaktan ibaret görür,ufanır,
yavaşça eksilmek acıtmaz da...
kimilerini yontar hayat,elleriyle,
ayna karşısına çıkamazlar,
kimileri rüzgar almaz bir yerde sıkışıp kalır...
üstüne üstlük hayat da çeker ellerini
bir de rüzgarla mücadele etmeye çalışanlar vardır,
ufantılarının peşine düşerler...
heykele dönüşmeyi düşlerken,
yavaşça ufanabilir rüzgarla...
kimileri hayatı yaşlanmaktan ibaret görür,ufanır,
yavaşça eksilmek acıtmaz da...
kimilerini yontar hayat,elleriyle,
ayna karşısına çıkamazlar,
kimileri rüzgar almaz bir yerde sıkışıp kalır...
üstüne üstlük hayat da çeker ellerini
bir de rüzgarla mücadele etmeye çalışanlar vardır,
ufantılarının peşine düşerler...
11 Ağustos 2014 Pazartesi
matograf on
cam;
içini göremezsin,
ardını gösterir...
dağılır, çok da küçük olmayan,
çok da büyük olmayan bir darbe ile...
toparlayamazsın...
doğru zamanda,doğru açı ile bakabilirsen eğer,
yansıtabilir bir çok şeyi...
kum,ateşle dövündükten sonra cam olur...
ateş, her ayrı belirsizlik tanesini, "yok" sandırır.
içini göremezsin,
ardını gösterir...
dağılır, çok da küçük olmayan,
çok da büyük olmayan bir darbe ile...
toparlayamazsın...
doğru zamanda,doğru açı ile bakabilirsen eğer,
yansıtabilir bir çok şeyi...
kum,ateşle dövündükten sonra cam olur...
ateş, her ayrı belirsizlik tanesini, "yok" sandırır.
matograf dokuz
daha iyi diyarlara gitmeliyiz,
daha iyi diyarları hak ettiğimizi düşündüğümüz için,
daha iyi diyarlara, daha iyi diyarları hak etmeyenler gelmemeli,
az olmalıyız,öz gibi ama az...
daha iyi diyarları,daha iyi bir diyarı hak etmeyenler,daha iyi bir diyar yapmalı...
bizler onların,daha iyi bir diyarı neden hak edemediklerine değil;
neden hak etmediklerine konsantre olabilmeliyiz.
daha iyi bir diyarı,layıkıyle yaşayabilmek için...
küstahlık, yeri gelir güneşi batıdan doğdurur, aydın'lık'ı da sahiplenir...
daha iyi diyarları hak ettiğimizi düşündüğümüz için,
daha iyi diyarlara, daha iyi diyarları hak etmeyenler gelmemeli,
az olmalıyız,öz gibi ama az...
daha iyi diyarları,daha iyi bir diyarı hak etmeyenler,daha iyi bir diyar yapmalı...
bizler onların,daha iyi bir diyarı neden hak edemediklerine değil;
neden hak etmediklerine konsantre olabilmeliyiz.
daha iyi bir diyarı,layıkıyle yaşayabilmek için...
küstahlık, yeri gelir güneşi batıdan doğdurur, aydın'lık'ı da sahiplenir...
matograf sekiz
parmaklıkları gördüğüm an,
dönüp baktım ardıma,ezel'den bir iz aradım...
yoktu;yoktu'm
parmaklıkların en kötü tarafı ne biliyor musun?
bahar esintisi, süzülse de aşıp engelleri, içeri,
bir kulaçtan az ötede yaşansa da bahar,temas kuramazsın...
kar yağmayan bir kışa tekabül eder ölümün; pus...
abartılı rüzgarla karışık yağmurla karışık soğuk...
dönüp baktım ardıma,ezel'den bir iz aradım...
yoktu;yoktu'm
parmaklıkların en kötü tarafı ne biliyor musun?
bahar esintisi, süzülse de aşıp engelleri, içeri,
bir kulaçtan az ötede yaşansa da bahar,temas kuramazsın...
kar yağmayan bir kışa tekabül eder ölümün; pus...
abartılı rüzgarla karışık yağmurla karışık soğuk...
matograf yedi
şu an öleceğimi bilsem,
azrail'i hoş karşılar,soframa davet ederdim...
yarın olsa,gece uyuyamazdım,
bir kaç ay biçseler, arada ölüp ölüp dirilirdim...
seneyle ifade etseler;
ilk bir kaç ay sonunu getirmek, çabalamaya değer olurdu...
sanırım;yaşlandıkça, hayat da ölüm de uzaklaşıyor...
azrail'i hoş karşılar,soframa davet ederdim...
yarın olsa,gece uyuyamazdım,
bir kaç ay biçseler, arada ölüp ölüp dirilirdim...
seneyle ifade etseler;
ilk bir kaç ay sonunu getirmek, çabalamaya değer olurdu...
sanırım;yaşlandıkça, hayat da ölüm de uzaklaşıyor...
matograf altı
altı milyar yıllık keşmekeş içinde,
zorlasan kalan altmış yıl...
şu hayatına biçtiğin değer,
değer mi çektiğin bulantı'ya?
anılar, yaşanmışlıklar,
karışabilir mi toprağa!
zorlasan kalan altmış yıl...
şu hayatına biçtiğin değer,
değer mi çektiğin bulantı'ya?
anılar, yaşanmışlıklar,
karışabilir mi toprağa!
5 Ağustos 2014 Salı
matograf beş
tüm duyguları yok etmeli,
ardında bir tek nefret ile sevgi kalmalı...
böylece,başkalarıyla paylaşılabilir olurdu hayat.
sen benden nefret ederdin,
ben seni severdim...
ardında bir tek nefret ile sevgi kalmalı...
böylece,başkalarıyla paylaşılabilir olurdu hayat.
sen benden nefret ederdin,
ben seni severdim...
matograf üç
Kalbini söktüler,elleriyle,kan;
Bir damla bile akmadı...
Bembeyaz da kesilmedi anlayacağınız,söküldüğünü anlayamadınız...
Bir damla bile akmadı...
Bembeyaz da kesilmedi anlayacağınız,söküldüğünü anlayamadınız...
tzeiş on üç
yaşamayı göze alamayanın,
ölümü ziyan değildir
hiç ol'maması'nın,
kaybedilmiş olmasından farkı var mı?
kaybetmekteki acı da,
olmayanlara dair arzudan değil midir?
Olamayanı arzulamak neden garip?
ölümü ziyan değildir
hiç ol'maması'nın,
kaybedilmiş olmasından farkı var mı?
kaybetmekteki acı da,
olmayanlara dair arzudan değil midir?
Olamayanı arzulamak neden garip?
29 Haziran 2014 Pazar
tzeiş on iki
değişmeden hemen öncesi
sancılı ve korkutucudur
hazır değilizdir
tehlikelidir
yaralayıcı da olabilir
oysa
ataletimizi korumak istediğimiz
an' daki halimiz
bir başka değişimin mirasıdır
değişim
doğduğumuz anda başlamıştır
hiç'in üzerine her koyduğumuz
farklılık yaratır
süreç sonlanıp
kendimiz olduğumuz durağanlık anında
hep öyleymiş gibi hissettiğimiz an gelir
hiç'le karşılaştırıp
huzurda hissederiz
aslında hep hiç kaldığımızı
unuturuz tekrar...
tzeiş on bir
on parmağımız olmasaydı
yine onluk sistemi kullanır mıydık
acaba?
birileri çıkıp
sekizlik sistemin bizim için daha iyi olduğunu söylese
illa parmaklarımızı
kesmemiz mi gerekirdi?
hangi parmağı seçerdik?
ya da
hiç saymamayı mı isterdik?
....arada bir ellerimize bakıp
saymaya da yaradıklarını düşünüp
iç mi çekerdik...
tzeiş on
bir arı' yı
çiçeğe yönlendiren
şey
yağmurun başlayacağını da
önceden haber veren
şey
ile aynı tartıya koyulabilir
tam yağmur başlamak üzereyken
çiçeğin de çağrısı kulaklarına çaldığında
şey
tartıyı
tahterevalliye
çevirir
tzeiş dokuz
söndüreni olmasa
bir kibrit tanesi
yok eder koskoca ormanı
bir virüs
dağ gibi bir bedeni
alaşağı eder...
huzursuzluk
altında yatan duyguların
bir kısmı ateş
bir kısmı da virüs gibidir
virüse bağışıklık kazanılabilir
lakin
ateş
çaresizdir
illa ki
söndürecek
biri gerekir...
bir de virüsü
ateş ile yok etmeye çalışan
hastalıklı ruhlar vardır
huzura erme adına
kendilerini ok etmeyi göze alırlar
bir kibrit tanesi
yok eder koskoca ormanı
bir virüs
dağ gibi bir bedeni
alaşağı eder...
huzursuzluk
altında yatan duyguların
bir kısmı ateş
bir kısmı da virüs gibidir
virüse bağışıklık kazanılabilir
lakin
ateş
çaresizdir
illa ki
söndürecek
biri gerekir...
bir de virüsü
ateş ile yok etmeye çalışan
hastalıklı ruhlar vardır
huzura erme adına
kendilerini ok etmeyi göze alırlar
tzeiş sekiz
şu aralar
belirleyemediğim bir tarihte
öldüm ben
yeniden doğmuş
hissiyatı ile kurmuş olduğum
bir tümce de değil
öldüm ben
bir daha öleceğimi bilerek
ve yaşamışken ölümü
doğmak
göze alınabilir mi?
belirleyemediğim bir tarihte
öldüm ben
yeniden doğmuş
hissiyatı ile kurmuş olduğum
bir tümce de değil
öldüm ben
bir daha öleceğimi bilerek
ve yaşamışken ölümü
doğmak
göze alınabilir mi?
25 Haziran 2014 Çarşamba
tzeiş yedi
bir resim var ki,
nerede görsem tanırım,
o resimde bir pencere var ki,
bin değil,
iki pencere arasından seçemem...
işte,
ben sen'i bu kadar anlarım...
nerede görsem tanırım,
o resimde bir pencere var ki,
bin değil,
iki pencere arasından seçemem...
işte,
ben sen'i bu kadar anlarım...
tzeiş altı
çay,
kahve,
sigara,
alkol,
içmeseydim ne içecektim?
Su'yla ömür geçer mi?
Su içmeden yaşanabilir mi...?
tzeiş beş
şu an dünyanın merkezindeyim
biraz kıssam gözlerimi,
koca evren,
etrafımda döner...
kapasam,
zahiri yıldızlar,
günlük güneşlikte...
açsam gecenin bir yarısı,
istanbul'da,
orada olsalar da göremem...
görememem mi zahiri,
gördüklerim mi,
bilemedim...
biraz kıssam gözlerimi,
koca evren,
etrafımda döner...
kapasam,
zahiri yıldızlar,
günlük güneşlikte...
açsam gecenin bir yarısı,
istanbul'da,
orada olsalar da göremem...
görememem mi zahiri,
gördüklerim mi,
bilemedim...
21 Haziran 2014 Cumartesi
tzeiş üç
dünya ufaldı,
hayat şu an'da,
şu an o an'da...
ben durdum,
dünya'dan önce...
belkiler,
çoğ'aldı...
hayat şu an'da,
şu an o an'da...
ben durdum,
dünya'dan önce...
belkiler,
çoğ'aldı...
tzeiş iki
umutsuzluk,
umudun tükenmesiyle karşılaştırıldığında,
hangisi ağır basar?
umudu tükenen için umutsuzluk,
umutsuz için umudun tükenmesi,
caziptir...
sevgisizlik ile
sevginin tükenmesi gibi...
11 Haziran 2014 Çarşamba
8 Haziran 2014 Pazar
5 Haziran 2014 Perşembe
7 Mayıs 2014 Çarşamba
insanı insandan başka acı çektirebilen herhangi bir etken var mıdır?
ya da üzen,
savaşlar,
kaybetme korkusu,
bencillikler...
yaşamak ile ilgili soru işaretlerini bir kenara koyun,
tüm soru işaretleri zırvadır,
yaşam başka yaşamlarla etkileşimden ibarettir,
tüm denklemlerden insanı çıkardığınızda,
geriye mutluluk kalır...
mutluluk arayışının boşluğu paradox'tan hallicedir,
bir çiçeğin açmasından mutlu olmayan kimse,
mutsuzluğun mahkumudur...
bir de mutsuz olmamayı mutluluk sayanlar vardır ben gibi,
onlar ağzı açık bir şekilde diğer insanlara acımakla,
şaşırmak arasında gidip gelirler...
ya da üzen,
savaşlar,
kaybetme korkusu,
bencillikler...
yaşamak ile ilgili soru işaretlerini bir kenara koyun,
tüm soru işaretleri zırvadır,
yaşam başka yaşamlarla etkileşimden ibarettir,
tüm denklemlerden insanı çıkardığınızda,
geriye mutluluk kalır...
mutluluk arayışının boşluğu paradox'tan hallicedir,
bir çiçeğin açmasından mutlu olmayan kimse,
mutsuzluğun mahkumudur...
bir de mutsuz olmamayı mutluluk sayanlar vardır ben gibi,
onlar ağzı açık bir şekilde diğer insanlara acımakla,
şaşırmak arasında gidip gelirler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)