28 Şubat 2011 Pazartesi

siz ne o bebek,ne o çocuk,ne de o ergen olabilirsiniz artık.ölümü merak edip,kavrayamayanlara;tatbikatıdır sunduğu hayatın,büyüyüp yitmek

seyir

önce,altımı temizleyen annemi terkettim,
sonra,oyuncaklarımı ortadan toplatanı,
ardından,erken yatmam konusunda ısrar edeni,
sabah okula kaldıranı terkettiğimde yaşım onbeşti,
daha sonra,el memleketine uğurlayanı...


önce,beni incitmeden kucağında taşımak için hassas davranan babamı terkettim,
sonra,yaramazlıklarıma kaşlarını dikip korku salanı,
ardından,haylazlıklarımdan ötürü tokat yediğimi,
gece eve gelişlerimden haz etmeyeni terkettiğimde yaşım onbeşti,
daha sonra,uzaktakinin başına gelebilecek hallerdden korkanı...

her terkedişte,
terkedildim,
hayallerim azaldı önce,
korkularım değişti,ve büyüdü

zamanın yoldaşlığından geldi,
ne geldiyse başıma.
zamanın terkettiklerine hiç gözyaşı dökemedimse de;
üzünütlerimin kaderi hayalleriminkiyle aynıydı...

terk ettiklerime alışıp,
nicelerini terk edeceğimin farkına vardığım zaman,
ne zamandı hatırlamıyorum.

çöldeki ağaç

denizi kış dahi soğutamaz,
açık havada deniz ve rüzgar eşliğinde içilmelik
ince belli bardağa henüz konmuş
taze çayın kaderini yaşar,
yalnız insan...
içene tat verebilceği süre kısıtlıdır,
ne kadar tuzlu olsa da;
sosyal olmak,kaçınılmazıdır...
ayrılıktan korkup da
aşktan çekinme;
dönebileceğin bir hataysa,
onu yapmanın ne sakıncası var.
en korkuncu,
saplanıp kalmak değil midir,
vasıfsız mevsimlik işçiler gibi,
sistemin çarkına
ortada yalanlar varsa,orada bir yerde "gerçek" vardır

garp

petrol karası çalınmış yüze,
kamufle eder isyanın fikrini,
ne kadar ironiktir güneşin memleketinde
kapkara kalabalıklar...
aydınlığa özlem direniş,
beyaz adamın,gölge eden,beyaz yalanları...

tercih edememek ruhunun belireceği coğrafyayı,
ve kalmak iki arada bir derede,tutuklulukla zahiri özgürlük arasında

ve yürümek,hapsolduğun rahimden,yakaladığın ilk çıkışa doğru,
libya'da bir erken doğum;
masada kalma ihtimali iki can için...

bir yanda,
kimsesiz çocukların,evlatlığa doymaz babası
cinayetlerinden bahsedilir,yetimleri yaratan

o sıralarda,
şili,brezilya sınırında bir kabile,
binlerce yıl geride,yeni çağın insanından.
hayvanat bahçesindeki kafeslerini gibi gözler,
farksızdır bakışı ortadoğu'ya da
ağlarla sarmalanmış,tek vücud dünya...

17 Şubat 2011 Perşembe

küreğe bir hücum,
genci yaşlısı,
günahların diyeti niyetine,
ya da,
yolculuğun son saniyelerinde
eşlik etme uğruna
yeni kazılmış bir çukura,
yavaş yavaş yeniden dolan toprak,
nefes almış kaç asırlık bekleyiş üstüne

çukur taze...

o ses,
vardıkça toprak,
kürekten ayrılıp havada süzülüp de,
ülkesinden kaçarken yakalanmış mülteci edasıyla,
istifsiz bir şekilde dönüşün sesi kürkçü dükkanına

ve eskilerden bir kaçakla karşılşırlar,
geri döndüğü gibi,
hemen yerleşmiştir,çukurun zeminine...

tümsek,
yavaş yavaş,
alçalacaktır,
özüne karıştıkça,kaçak

kaçak taze...

yitmek,
bir ömür sürer,
yitirmek ise 'an'la sınırlı,
ah veda,
keşke toprağın kana vedası kadar hayırlı olsaydı...

3 Şubat 2011 Perşembe

sonsuzluk,
ne sana ne de bana,
bir anlam ifade edebilir,
anlamsızlığın anlamı var mıdır ki?
sonlu olmak da öyledir işte,
hayatında,
herşeyin üstünde
etiket üzerinde sallanıp duran,
son kullanma tarihlerini
içeren,sonlu bir gerçeklik...
hayatın ta kendisi üstünde;
gölgesinin eseri
ensende kaybetme korkusunun esintisinden ürperti...