dünya öyle yok ki bazen,
odamdan ibaret sanki evren,
filmlerde kurulan hayalin içindeyim,
çevreler bembeyaz bulutlar,
hani benim uçaktan,
senin uzay gemisinden kuş bakışı seyrettiklerin,
sınır çizer sonsuzluğa,
tüm nesnelliğyle dünya kaybolur,güneş ve merkür...
tüm okyanuslar devirdiğin su bardağında dalgalanır,
tüm gemiler bir çay yaprağına dönüşüverir,
bilirsin o çay yaprağı hep vardır...
tüm söylenmiş cümleler kitaplığımdaki sayfalara dönüşür,
tüm renkler, kısır dolabımda mekan bulur kendine,
tüm sesler o adi hoparlöre yuva kurar,
ve tüm karmaşıklığıyla hayat,
o puzzle'a çözünür...
sevgiye dair her şey,
big bang vari öpüşmelerimizde oluşur,
güneş veyahut dünyanın çekirdeğinden yükselen ısı,
aslında bizim sarılmalarımızdan ötürüdür,
ve sen saçını tararken oluşur tüm rüzgarlar,
senin mırıldanmalarındır aslında müziğin ta kendisi,
renkler,
hangimizin eli hangisiydi sorunsalına düştüğümüz anda,
gözümüzü kapattığımızda oluşur,tüm kombinasyonlarında,
ve kötü hiçbir şey var olamaz o an,
ya da hiç bir sıfat...
o an hiç bir şey var olamaz...
senden başka...
ve öyle yayılır ki bu an,
zaman içinde,tüm gelmiş geçmişi
tüm gelecek ve gideceği kapsar,
teferruattur gerisi,ne gelecek ne geçmiş,
hiç var olmamıştır...
bu an,
her andır...
bu an, daha önce, hiç yaşanmamıştı, yepyeni bir an, tamamen farklı... monotom hayat yoktur, sadece bakış açısı...
1 Aralık 2012 Cumartesi
7 Mayıs 2012 Pazartesi
6 Nisan 2012 Cuma
29 Mart 2012 Perşembe
belki de bir ağacın yaprağıyızdır,
sağa sen,sole ben uzanıyorumdur
damarlarla,ağaç gibi dallanarak
mevsimlerden kış olsa bile,
dala tutunabiliyor olmamız bundandır
belkide
belki de bir ağacın yaprağıyızdır,
güneş açmasa bile
yeşil...
kalabiliyoruzdur,sağ...
gece dahi özümleme yapabiliyoruzdur,
kah birbirimizin ışığını katıp,
kah yıldızlardan çalıp,
göstermese dahi metropolün parlak geceleri
belki de
belki de bir ağacın yaprağıyızdır,
yağmur yağmasa dahi,
öpüşlerin ıslaklığıyla
kurumuyoruzdur
çöl'e varan sıcaklarda...
tan yeri ağardığında
üzermizde çiğ tanesi bulmaları da
bundandır
belki de
belki de bir ağacın yaprağı değilizdir de
ağacın ta kendisi olmuşuzdur,
ya da ormanın bizzat ta kendisi...
yeşil örtü ile
kahverengi toprağın
bakmasıdır belki birbirine
tüm hadise...
sağa sen,sole ben uzanıyorumdur
damarlarla,ağaç gibi dallanarak
mevsimlerden kış olsa bile,
dala tutunabiliyor olmamız bundandır
belkide
belki de bir ağacın yaprağıyızdır,
güneş açmasa bile
yeşil...
kalabiliyoruzdur,sağ...
gece dahi özümleme yapabiliyoruzdur,
kah birbirimizin ışığını katıp,
kah yıldızlardan çalıp,
göstermese dahi metropolün parlak geceleri
belki de
belki de bir ağacın yaprağıyızdır,
yağmur yağmasa dahi,
öpüşlerin ıslaklığıyla
kurumuyoruzdur
çöl'e varan sıcaklarda...
tan yeri ağardığında
üzermizde çiğ tanesi bulmaları da
bundandır
belki de
belki de bir ağacın yaprağı değilizdir de
ağacın ta kendisi olmuşuzdur,
ya da ormanın bizzat ta kendisi...
yeşil örtü ile
kahverengi toprağın
bakmasıdır belki birbirine
tüm hadise...
22 Mart 2012 Perşembe
ırkçılık tekrar canlanıyor avrupa'da...
özenilen hayatlarıyla avrupa'lı
hem vurdumduymaz hem sağduyulu,
çağdaşlıkları kendi içlerinde çelişir bir an'da,
azınlıklar'a karşı hassas,
ezilen çoğunluğa karşı kin,
hissiyatlarıyla...
tüm öldürmeyi düşünenleri öldürmeli,
belki de yiter katliamlar,
son bir intiharla...
özenilen hayatlarıyla avrupa'lı
hem vurdumduymaz hem sağduyulu,
çağdaşlıkları kendi içlerinde çelişir bir an'da,
azınlıklar'a karşı hassas,
ezilen çoğunluğa karşı kin,
hissiyatlarıyla...
tüm öldürmeyi düşünenleri öldürmeli,
belki de yiter katliamlar,
son bir intiharla...
ölümlünün sonsuzluğu algılaması
ne kederli bir şeydir
bir yanda cennet bahçeleri
diğer yanda toz bulutuna bir seyir
ne kadar sonradan var olan var ise
hepsi
için düşünmek bir zaaftır
bir de ezel vardır,
ezelden beri var olan şeyler...
yitmek,
ezelden beri vardır...
sonsuza kadar da yitenler var olacaktır...
fakat ne ezel yiter,ne de sonsuzluk...
ölümlünün bir de düşleri vardır,
sonsuz olmaya dair,
ne garip bir sarhoşluktur bu?
bir de,
sonsuzluğu veyahut ezel'i anlamadan,
sonsuza kadar var olacağına
illet bir inançla inananlar vardır ki,
onlar,
şüphesiz ki...
kandırılmış çocuklara benzerler,
başlarına kötü şeyler gelen ailelerin,
çocuklarından gizlemeye çalışırken söylenmiş yalanlarla...
en acınası durumdakiler,
vaka 'nın aslına varmış da
elleri kolları bağlanmış olanlardır,
an'ı gözlerinde öyle büyütürler ki,
an'dan yiterler...
ne kederli bir şeydir
bir yanda cennet bahçeleri
diğer yanda toz bulutuna bir seyir
ne kadar sonradan var olan var ise
hepsi
için düşünmek bir zaaftır
bir de ezel vardır,
ezelden beri var olan şeyler...
yitmek,
ezelden beri vardır...
sonsuza kadar da yitenler var olacaktır...
fakat ne ezel yiter,ne de sonsuzluk...
ölümlünün bir de düşleri vardır,
sonsuz olmaya dair,
ne garip bir sarhoşluktur bu?
bir de,
sonsuzluğu veyahut ezel'i anlamadan,
sonsuza kadar var olacağına
illet bir inançla inananlar vardır ki,
onlar,
şüphesiz ki...
kandırılmış çocuklara benzerler,
başlarına kötü şeyler gelen ailelerin,
çocuklarından gizlemeye çalışırken söylenmiş yalanlarla...
en acınası durumdakiler,
vaka 'nın aslına varmış da
elleri kolları bağlanmış olanlardır,
an'ı gözlerinde öyle büyütürler ki,
an'dan yiterler...
14 Mart 2012 Çarşamba
1 Şubat 2012 Çarşamba
part 15
ben'i ne tanımlar?
tüm etiketlerimi kenara koyduğumda,tüm genetik yapımın getirdiği özellikleri kenara koyduğumda,
küçüklük travmalarımı,bebeklikten bu yana ebeveynlerimin evcil hayvan yetiştirircesine dayattığı doğru yanlış kavramlarını kenara koyduğumda,bugüne değin değişen ve gelişen çevremle olan etkileşimi,aldığım sorulardan ötürü verdiğim cevapları...yapılanlardan dolayı yaptıklarımı...insani zaaflarımdan ötürü hayatın engelmişçesine önüme çıkardığı zorunlulukları...yaşayabilme uğruna edindiğim mesleği.uyku saatlerim,beslenme alışkanlığım ve vücuduma kattığım kimyasallarla sürekli yaşlanan vücudumu kenara koyduğumda,hayata dair izlenimlerimi;izlediklerimi ve okuduklarımı ki bunlar başkalarının ellerinden çıkmış ve onlara aittirler,tüm bunların karmaşası olan ve genetiğimin sunduğu beynimde yaşayan bilgileri kenara koyduğumda.
dış dünya ve biyolojik saatimle sürekli olarak vücudumda seviyeleri değişen hormonlarımı kenara koyduğumda,ya da genetik yapım ve anı mirasım ile oluşturduğum karakterimin hormonlarıyla etkileşip de normal hayatta ürettiği dışavurumlaımı kenara koyduğumda...
geriye kalan ne'dir?
bu saydıklarımdan ziyade,hayatta varolduğum sürece,ben'i ne tanımlayabilir.bir kaç sözcük ya da sıfat var mıdır?belki de bir zarf...
biryerlerde kaybolmuş mudur ki ben?tüm yaşamım boyunca kaç kere göstermiştir ki kendisini?
hayat içinde tüm hareketlerim birer refleks değil midir aslında?verdiğim tüm tepkiler,olaylara karşı tüm değerlendirmelerim.yaşam adına edindiğim tüm tecrübelerle harmanladığım vicdan,doğru ve yanlış kavramımın birer ürünleri değiller midir?
bir insan,başka bir insanı neden sever?öyle aşkla donatılmş bir sevgiden bahsediyorum,basit bir sevgiden.acaba seven ile sevilen arasındaki ilişkide,seven sevdiğini görebilmiş midir,tam olarak?tüm bize ait olmayan,bize sunulan(ki sunulanlarla da zoraki yaşlanmamız gerekmektedir) şey'ler arasında kaybolmuş biz'i görebilmişler midir?
ben,öyle kolay kolay bakamam içime,sen de öyle kolay kolay bakamazsın.
ben'i ne tanımlar,ya da sen'i,bir kaç cümle;
hayattaki amaçlarımda ben var mıyımdır acaba,belirlerken,ufak bir kısmında da olsa,
bir insan birşeyi yapmayı neden sever,yapabildiği için mi?yapmaya yatkınlığı olduğu için mi?Ya da yapmayı beceremediği şeyleri yapanlara özel duyulan bir sevgi var mıdır ki,egoların arkasında gizlenmiş olan mesela.
Tüm azmimizi,tüm hayat amacımızı potansiyelimiz belirlemez mi,yeteneklerimiz.
Birşeyi yapmaya dair yeteneklerimiz olmasaydı,onları yapmayı gerçekten ister miydik ki.
Aslında aradığım böyle bir oluş.
Ancak böyle bir oluşta,gerçekten aslolan kişi,o hayatta meydana çıkabiliyordur.Birşeyi beceremeden yapmaya çalışan kişinin,kendi hayatı üzerinde yarattığı etkiden bahsediyorum.Belki de bunun arkasında insanoğlunun kılcallarına işlemiş aşağılanma duygusu falan fişman da vardır,ve aslında yine onu oluşturanların dışavurumudur belki de.Fakat benim aradığım 'ben' yapabildiklerinden veya yapabileceklerinden dolayı hayatına yönvermek zorunda olan biri değil.
Ben kimim sorusu değil bu.
Ben kimim sorusunun cevabını aldıktan sonra karşınıza şimşekler çakarak parlayan soru bu.
Ben'i ne tanımlar,ben dışında tüm herşeyi kenara koyduğumda...
tüm etiketlerimi kenara koyduğumda,tüm genetik yapımın getirdiği özellikleri kenara koyduğumda,
küçüklük travmalarımı,bebeklikten bu yana ebeveynlerimin evcil hayvan yetiştirircesine dayattığı doğru yanlış kavramlarını kenara koyduğumda,bugüne değin değişen ve gelişen çevremle olan etkileşimi,aldığım sorulardan ötürü verdiğim cevapları...yapılanlardan dolayı yaptıklarımı...insani zaaflarımdan ötürü hayatın engelmişçesine önüme çıkardığı zorunlulukları...yaşayabilme uğruna edindiğim mesleği.uyku saatlerim,beslenme alışkanlığım ve vücuduma kattığım kimyasallarla sürekli yaşlanan vücudumu kenara koyduğumda,hayata dair izlenimlerimi;izlediklerimi ve okuduklarımı ki bunlar başkalarının ellerinden çıkmış ve onlara aittirler,tüm bunların karmaşası olan ve genetiğimin sunduğu beynimde yaşayan bilgileri kenara koyduğumda.
dış dünya ve biyolojik saatimle sürekli olarak vücudumda seviyeleri değişen hormonlarımı kenara koyduğumda,ya da genetik yapım ve anı mirasım ile oluşturduğum karakterimin hormonlarıyla etkileşip de normal hayatta ürettiği dışavurumlaımı kenara koyduğumda...
geriye kalan ne'dir?
bu saydıklarımdan ziyade,hayatta varolduğum sürece,ben'i ne tanımlayabilir.bir kaç sözcük ya da sıfat var mıdır?belki de bir zarf...
biryerlerde kaybolmuş mudur ki ben?tüm yaşamım boyunca kaç kere göstermiştir ki kendisini?
hayat içinde tüm hareketlerim birer refleks değil midir aslında?verdiğim tüm tepkiler,olaylara karşı tüm değerlendirmelerim.yaşam adına edindiğim tüm tecrübelerle harmanladığım vicdan,doğru ve yanlış kavramımın birer ürünleri değiller midir?
bir insan,başka bir insanı neden sever?öyle aşkla donatılmş bir sevgiden bahsediyorum,basit bir sevgiden.acaba seven ile sevilen arasındaki ilişkide,seven sevdiğini görebilmiş midir,tam olarak?tüm bize ait olmayan,bize sunulan(ki sunulanlarla da zoraki yaşlanmamız gerekmektedir) şey'ler arasında kaybolmuş biz'i görebilmişler midir?
ben,öyle kolay kolay bakamam içime,sen de öyle kolay kolay bakamazsın.
ben'i ne tanımlar,ya da sen'i,bir kaç cümle;
hayattaki amaçlarımda ben var mıyımdır acaba,belirlerken,ufak bir kısmında da olsa,
bir insan birşeyi yapmayı neden sever,yapabildiği için mi?yapmaya yatkınlığı olduğu için mi?Ya da yapmayı beceremediği şeyleri yapanlara özel duyulan bir sevgi var mıdır ki,egoların arkasında gizlenmiş olan mesela.
Tüm azmimizi,tüm hayat amacımızı potansiyelimiz belirlemez mi,yeteneklerimiz.
Birşeyi yapmaya dair yeteneklerimiz olmasaydı,onları yapmayı gerçekten ister miydik ki.
Aslında aradığım böyle bir oluş.
Ancak böyle bir oluşta,gerçekten aslolan kişi,o hayatta meydana çıkabiliyordur.Birşeyi beceremeden yapmaya çalışan kişinin,kendi hayatı üzerinde yarattığı etkiden bahsediyorum.Belki de bunun arkasında insanoğlunun kılcallarına işlemiş aşağılanma duygusu falan fişman da vardır,ve aslında yine onu oluşturanların dışavurumudur belki de.Fakat benim aradığım 'ben' yapabildiklerinden veya yapabileceklerinden dolayı hayatına yönvermek zorunda olan biri değil.
Ben kimim sorusu değil bu.
Ben kimim sorusunun cevabını aldıktan sonra karşınıza şimşekler çakarak parlayan soru bu.
Ben'i ne tanımlar,ben dışında tüm herşeyi kenara koyduğumda...
29 Ocak 2012 Pazar
gözkarı
bir su damlasını
kar olmaya ne iter?
akabilir miydi acaba,gözden,
kara çalmış bir gözyaşı
var olmamıştır belkide bu yüzden,
ayrılığın dondurduğu sevda ertesi
gözkarı
hangi yalnızlığın dışavurumudur
istanbul'u örtmüş şu kar?
kar olmaya ne iter?
akabilir miydi acaba,gözden,
kara çalmış bir gözyaşı
var olmamıştır belkide bu yüzden,
ayrılığın dondurduğu sevda ertesi
gözkarı
hangi yalnızlığın dışavurumudur
istanbul'u örtmüş şu kar?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)