9 Mart 2009 Pazartesi

part 10

neden-sonuç

her vaka aslında bir sonuçtur,her geçen zaman briminde süregelen herşey,
minimal maximal düzeyde sonuçtur.
daha da açmak gerekirse;
belirli bir zaman aralığında süregelen olaylar,
başlayıştaki koşulların sonucu olarak gelişir,
bin yılda da bir saniyede de incelediğimizde,başlangıç koşulu neden ve aynı zmanada sonuç olmakla beraber,devamında gelişen olaylar da sonuç olarak nitelendirilebilir...
insanın doğaya ve işleyişe bakıp "neden" sorusunu yöneltmesi de bundandır
doğada gelişen her olay,her reaksiyon,iç içe geçmiş fonksiyonlar gibi,
kendi sonuçlarını yaratır...
herşeyin başlangıcına dair fikirlerin asıl sorgulaması gereken,
başlangıcın neden değil de,neyin sonucu olduğudur...
aslında başlangıcı sorgulamak yerine,tam şu anda,bulunduğumuz koşullarda,
sonuçların hangi sonuçların nedeni olabileceği sorgulanmalıdır...
kurallarla işleyen evrende,
belirli bir zaman aralığında gelişen olaylara "neden" sorusu yöneltiğinde,
sonuçların hangi sonuçlarla içiçe geçtiği gözlemlenebilir ancak,
fakat,insan sonuçların sonuçları doğururken geçen zamanda
neden sorusunun cevabının;
aslında kurallardan başka birşey olmadığını anlayacaktır
başlangıca ait neden sorusu,nasıl sorusu,tüm bu sorgulamalar...
kuralları değiştirmeye yetmeyecektir,
onlardan bağımsız bir cevap evreni açıklayamayacaktır,
evren "neden-sonuç" değil de "sonuç-sonuç"ilişkiinde yürümektedir,
insanoğlunun her hareketi,bir sonraki hareketini doğuracaktır,
kesişen veya didişen sonuçlarla süregelen insan,
sadece "şans"a bağlı ilerleyen evrende,
yine şansa bağlı olarak hareketlerinin sonuçlarının başka sonuçları doğuracağını görüp de;
yine "şans"a bağlı olarak hareketlerine çeki-düzen verebilir...

1 Mart 2009 Pazar

part9

aşk

şans ile oluşan evren,evrende dünya,dünya da misal bir insan,dişi,
yine şans ve kurallarla bir araya gelmiş,bir de erkek örnek...
şans eseri karşılaşma ve bilinçaltında dna uygunluğu tarayışı,
kodların uyuşma ihtimalini tarayan bilinçaltı,
iyi,kaliteli yeni bir ürünün oluşacağına garanti getirip,
üreme dürtüsüyle beyni uyarıp,
şartlandırıp,nörolojik ve hormonal değişimlerle,
kalbi ve düşünce merkezini harekete geçirir...
bazı bilimadamlarına göre onbeş saniyelik bir serüven yıllara yayılabilir.

düşüncelerimizin kendi isteğimizle şekil aldığını ve şansın bizden başka her türlü parçacık için geçerli olduğunu varsaydığımızda
evrende geçerli olan şans faktörünün,
karşımızdaki dişi/erkek örneğinin düşüncelerine bağlı olduğu,
düşünebilen canlı türü insanın,
aşkı uzun vadede sevgiye yayma kararının ne kadar da kendiine kaldığını sansa da;
ilişki denen sürecin karşılıklı şans faktörüne bağlı olduğu göz ardı edilemez...
yine de şans çevre faktörünü etkilediğinden dolayı,ilişkiye etki eden çevrenin,
ta ki büyük patlamaya neden olan bilardo istakasının hangi noktadan ne kadar bir şiddette vurduğuna bağlı olduğu göz ardı edilemez...

aşk,düşüncelere yön veren beyin vb.organların,çeşitli dürtülerle uyarılmasıdır.
şans ilişki için rol oynasa da;
tek taraflı,platonik olarak adlandırılan aşk denen zehir,
düşünceleri etkilemeye devam edebilir.
temelinde yine şans yatan bu hadise,
kişinin elinde olmayan,tamamen şans faktörüyle uyarlanan işkencedir.

düşüncelerini birikimleriyle yönlendiren inan,yine kodları etkisiyle,
hızlı karar verme,cesaret,atılganlık vb.
karakteritik özelliklerle,karşı cinini etkileme ve düşüncelerini uygulama,
zehrin etkisinde çeşitli anormal hareketlerle hayat denen,
zamana direnen olguyu devam ettirir...

yine insanın düşüncelerini ve birikimlerini yönlendiren,
kaybetme korkusu,
aşk denen zehre karşı koyabilme,bağışıklık kazanma yönünde etki edebilir.
aşkı yine dar alanda,minimal bir düzeyde incelediğimizde,
doğum,süreç ve ölüm özelliklerini taşıdığını söyleyebiliriz
sürecin başlangıcı ve sonu tamamen,
organizmanın değişimine ve şansa bağlıdır.
aşk da hayat gibi insan nezdinde kaybetme korkusuyla içiçedir.

başında,ilişki sürecini ele alan inan düşünceleri,kaybetme korkusuyla,
başlamak veya başlamamk konuunda karar verir.
yine karakteristik özelliklere bağlı olan bu karar,
süreç boyunca,kişiyi hatalara ve karşı tarafa iyi/kötü etkiye itecek olan kaybetme korkusunun yenilip yenilememesine bağlı oalrak ortaya çıkar.
onunda ise,kaybetme korkusuna bağlı,çeşitli düzeylerde üzüntü ve sevinç yaşanabilir.

üzüntü,kişinin kendi tarafından kazandıkları ve kaybettiklerini tartan bencillik dürtüsüyle,kaybetmeye dair bir sitem olmakla beraber.
sevinç,ilişki sürecinde kaybettiklerini,daha uzun bir süre kaybetmeyeceğine dair bir tepkidir...