29 Haziran 2014 Pazar

tzeiş on iki


değişmeden hemen öncesi
sancılı ve korkutucudur
hazır değilizdir
tehlikelidir
yaralayıcı da olabilir

oysa
ataletimizi korumak istediğimiz
an' daki halimiz
bir başka değişimin mirasıdır

değişim
doğduğumuz anda başlamıştır

hiç'in üzerine her koyduğumuz
farklılık yaratır

süreç sonlanıp
kendimiz olduğumuz durağanlık anında
hep öyleymiş gibi hissettiğimiz an gelir

hiç'le karşılaştırıp
huzurda hissederiz

aslında hep hiç kaldığımızı
unuturuz tekrar...






tzeiş on bir


on parmağımız olmasaydı
yine onluk sistemi kullanır mıydık
acaba?

birileri çıkıp
sekizlik sistemin bizim için daha iyi olduğunu söylese
illa parmaklarımızı
kesmemiz mi gerekirdi?

hangi parmağı seçerdik?

ya da
hiç saymamayı mı isterdik?

....arada bir ellerimize bakıp
saymaya da yaradıklarını düşünüp
iç mi çekerdik...


tzeiş on


bir arı' yı
çiçeğe yönlendiren

şey

yağmurun başlayacağını da
önceden haber veren

şey

ile aynı tartıya koyulabilir

tam yağmur başlamak üzereyken
çiçeğin de çağrısı kulaklarına çaldığında

şey
tartıyı
tahterevalliye
çevirir



tzeiş dokuz

söndüreni olmasa
bir kibrit tanesi
yok eder koskoca ormanı

bir virüs
dağ gibi bir bedeni
alaşağı eder...

huzursuzluk
altında yatan duyguların
bir kısmı ateş
bir kısmı da virüs gibidir

virüse bağışıklık kazanılabilir
lakin
ateş
çaresizdir

illa ki
söndürecek
biri gerekir...

bir de virüsü
ateş ile yok etmeye çalışan
hastalıklı ruhlar vardır
huzura erme adına
kendilerini ok etmeyi göze alırlar

tzeiş sekiz

şu aralar
belirleyemediğim bir tarihte
öldüm ben

yeniden doğmuş
hissiyatı ile kurmuş olduğum
bir tümce de değil

öldüm ben

bir daha öleceğimi bilerek
ve yaşamışken ölümü

doğmak
göze alınabilir mi?

25 Haziran 2014 Çarşamba

tzeiş yedi

bir resim var ki,
nerede görsem tanırım,

o resimde bir pencere var ki,
bin değil,
iki pencere arasından seçemem...

işte,
ben sen'i bu kadar anlarım...

tzeiş altı

çay,

kahve,

sigara,

alkol,

içmeseydim ne içecektim?

Su'yla ömür geçer mi?

Su içmeden yaşanabilir mi...?

tzeiş beş

şu an dünyanın merkezindeyim

biraz kıssam gözlerimi,
koca evren,
etrafımda döner...

kapasam,
zahiri yıldızlar,
günlük güneşlikte...

açsam gecenin bir yarısı,
istanbul'da,
orada olsalar da göremem...

görememem mi zahiri,
gördüklerim mi,
bilemedim...

21 Haziran 2014 Cumartesi

tzeiş üç

dünya ufaldı,
hayat şu an'da,
şu an o an'da...

ben durdum,
dünya'dan önce...

belkiler,
çoğ'aldı...

tzeiş iki


umutsuzluk,
umudun tükenmesiyle karşılaştırıldığında,
hangisi ağır basar?

umudu tükenen için umutsuzluk,
umutsuz için umudun tükenmesi,
caziptir...

sevgisizlik ile
sevginin tükenmesi gibi...

tzeiş

bağışıklık sistemimizin kör noktası,
acıdır,
acıya bağışıklık,
ölmeden var olmaz

11 Haziran 2014 Çarşamba

gülibik

her gün ya da gece bitince uyumayı
uyku bitince uyanmayı

nefes almayı

bir şey yapmayı

becerebilen

6 milyar

hayat içinde olmasak da devam eder

bir tutam üzünç dahi

değmez gelir


8 Haziran 2014 Pazar

meyve olmadıkça çiçek olmak,
sadece kelebeği kandırır....
doğrusal şu hayatımızda,
karşılıklı yürüyemiyorsak,
ya ben seni takip edeceğim,
ya da sen beni...
hiç bir acı hissettiniz mi,
bıçak saplanıp da böğrünüze,
dindirebilecekmiş gibi...
olmayaydı ateş,
ya da insan elinden ışıklar,
uyanış,güneşle tasavvur edilebilirdi,
sokaklar belirginleştikçe...
uyanış,
yani öyle tuş'a basarcasına değil,
gözlerin kamaşırcasına...

şimdi bir sigara yakacağım,
çeksem de içime,
seyretsem de bitecek

5 Haziran 2014 Perşembe

neleri yapabildiğin mi
ağır basıyor
neleri yapabileceğin mi?

ya neleri yapmadığın?
su sesi
çiş getirir
vücud bilir suyun geleceğini,
tüm kirlenmişleri atmak ister...

su sesi
benzeşebilir bir çok şey ile

ya da benzetilebilir bir çok şey su sesine...
ne güzelliği çirkinle ötmeli
ne çirkinliği güzellikle

yanyana dursalar da

olur
güneş açtığında
hangi su damlasının buhar olup da buluta kavuşacağı
bilinmez...

bilinmezler,
gün gelir güneşin keser önünü

gece dahi

yağmur olmaktan çekinmez...
ölüm kadar
an'lıktır yaşam


olmak
ya da olmamak

süreç ile an arasındaki
yegane fark

an ne olduğunu söyler
süreç ne olabileceğini...
iyi olanı
sevmekten başka çaremiz yok
ya da
kötü olanı sevip
acı çekmekten başka
kaderimiz...
durmak,
bir cisim için,
hafif yerçekimi,
birazcık sürtünme,
dolayısıyla denge
gerektirir

bu kadar denge yoksunu
olmaya rağmen
durmak
bir insan için

nasıl mümkün olabilir?




an
sonsuza yakınsadığında...

vardır ya öyle anlar...

çekilmez olur kalan...
derdini bilene öyle imrenirim ki,
bu da benim derdim...
yalnızlığımın sınırları
içimdeki hiçliğe doğru

yakınsar

zahiri avuntular
insan olmaya dair

astral bir seyirde ruhum
hayatımdan kopmuş

öksüz bir çocuk gibi,
emanet edebilirim bedenimi,
tüm hiçliğiyle

kabullenebilene...

yani ben,
bir et parçası,
azcık da etki-tepki...