ben bir çam ağacıyım,
gölgemde ne ot biter,
ne de karanık,
bir çam ağacıyım aslında...
yağmuru sever,
acarım yeşilimi güneşe,
tam tepedeyken,
açık bir tonla gülümserim yanlızlığa...
iğne yapraklarımla karsılarım yabancıyı,
yapraklarımın mevvsimlerle varlığı kadar,
hayatım,
döktüklerim kadar,çilem,varlığım,
yeşil kaldığıma bakmayın güz vakti,
ben bir çam ağacıyım...
bir orman ki istanbul,
bir yanda çınarlar,
bir yanda fideler,
ve çam ağaçları,
bahar gelse de,yaştaşları çiçek açarken,
döker yanlızlıklarını,
iğneli iğneli...
elinde balta,
gösterdikçe kendini,
anlattıkça bana,
hayat;
kabuğumu parçalıyor hiddetle,
eğiliyor dallarım,
yine de yeşilim,
az yeşil...
bir kibrit çakıyor,
kimi zaman,
bana tutsa,mevsimlerden de güz,
belki söndüreceğim,
bırakıyor yere hayat,
rüzgar da esmiyor hani,
yerde kuru iğne yapraklarım,
tutuşuyorum...
ben bir çam ağacıyım,
çöl rüyam,
orman çilem,
döktüklerim üzünçlerim,
varlığım,
yeşil...
bu an, daha önce, hiç yaşanmamıştı, yepyeni bir an, tamamen farklı... monotom hayat yoktur, sadece bakış açısı...
30 Haziran 2009 Salı
27 Haziran 2009 Cumartesi
yanlıs
işte çöküyor karanlık yeniden,
yağmur öncesi damlıyor boncuk boncuk,karartıcı,
iç bunaltıcı,
neme doymuş,nefrete dönmüş,
duruvermiş rüzgar ya da incesinden esinti,
dayanabilmeme neden her türlü koşullar,
uçuvermiş,
kapkara her yer,
gölgem dahi karanlık değil yeryüzüden...
her adımında kalan yolun yarısını alan,
paradokslara gömülmüş,
umutsuz vakayım artık,
imkansızlık cezbetmişti her yerimi,
alnımda boncuk ter,
tutamam ellerini,
yağacak yağmur yere vardığında anlımdan
kopan damlacık,
her saniyesinde kalan yolun yarısını alır gibi...
es geçmek,
veya kabullenmek hatayı,
sevinmek seçememezliğe,
elinde olmamasına,
yine de küfretmek,
olsaydı keşke türünde iç burukluğu...
ve o an,önce parlayıp sönen,
aydınlanan yeryüzü ve,
beliren gölgen senin içyüzün,
çimlerin üstüne doğru bir an karanlık,
giderek yükselen uğultu,
top sesi misali,
kalbinde hisseder gibi,
konser alannında ses sistemine yakın bir yerde,
bası ya da davulu,
işte o an,
es geçmişsindir...
atlayıvermişsin üstünden kalan yolun iki katı bir hızda,
alıştıramadan yaklaşmışsındır belki de,
alnından kopan damlanın,kalan yolun iki katını alıp da,
hiddetle çarpışını seyredersin yeryüzüne,
uğultusunundan gökgürültüsünün ya da silikliğinden,
yerle buluşuşunun,
ve o an ilk damla çarpar aynı anda anlına,
anlından kopan boncuk terin yerini almıştır,
daha soğuktur...
işte es geçmişsindir,
farkındasındır yanlışın,
elinde değildir ki hiçbirşey,dönüp de bakamzsın ki
kafanı çevirip geriye,
es geçmişsindir artık,
ses de kalmamıştır ne uğultu,
ne de flaşları yeryüzüne,
sadece alnına değen ince bir serinlik,
hepsi bu...
yavaş yavaş es geçtiğin anı ve öncesini hatırlarsın,
aydınlanan yeryüzünde karanlığınla yüzleştiğin,
o an,
tek sorun da o an mıdır ki,
anlımdan kopan damlanın yerini alan,
damlacığın koptuğu an...
24 Haziran 2009 Çarşamba
sınır
elim gidiyor kapısına,
alnımı sildikten sonra terime,
cıkarıyorum dışı soğuk,
kahverengi misali bir camın arkasındaki,
alkollu arpa suyunu,
dısı nemleniyor sıcakla buluştuğunda,
soğuk bir buhar yoğunlaşıyor üstünde,
ben gibi,
yudumluyorum,
içim dısarısından sıcak,
demiri dokerken suyla buluşutuğu o ana denk geliyorum,
ne kadar hızlı içersem o kadar iyi,
yavaş yavaş ben gibi ısınacak çünkü,
farkı kalmayacak içimden biliyorum...
hatırlıyorum,
dısarısı kar yağıyor,
kulaklarım buz kesmiş,
sahildeyim,
parmak uçlarım hissizleşmiş,
tek eliyle uzatıyor dolaptan amcam,
dışı yine de nemli sayılr,
acıyorum kapağı,
sesi yine aynı,
geceden olsa goremiyorum,
karbondioksitin en yoğun fırlayışını,
elimde iken daha da hissiz elim,
dısarıdan daha sıcak biram bu sefer,
kulaklarımdan elimden daha sıcak,
fakat,
içim,yine o ana denk geliyor,
cos;
hızlıca bitirmem gerek,
daha da soğuyacak cunku,ya da
alkolun hissizleştirdiği o an ile,
ellerimin hislendiği aynı ana denk geleceğim...
bizi hayatta tutan,
sıcaklaştıkça dışarısı bizi bunaltan,
aynı şey,
buram buram terliyoruz aynı şey yüzünden,
gün var çünkü biliyorum ben,
yavaş yavaş içiyorum gazı kaçmış,
alkollu ama arpa suyunu,
ısınmış ben kadar,
ya da soğumuşum,
o kadar,
cansız ve yitik,
ne ses ne seda,ne de hissiyat,
coss,
güneşin altındayım,
ya da icinde farketmiyor;
misal keman en vurucu tonuyla eşlik etmekte piyanoya,
kafamı cevirip bakmak ne kelime duyamıyorum,
kirpiklerim dahi titremiyor,
o an,
ben bi molozdan kopma demir,
deprem ertesi,
yıkıkların arasında,
yolculuğa çıkmışım hurdalığa,
an geçiyor ve ben yavaş yavaş ısınıp,
dökülüyorum bir oluğa diye umut kuruyorum...
alnımı sildikten sonra terime,
cıkarıyorum dışı soğuk,
kahverengi misali bir camın arkasındaki,
alkollu arpa suyunu,
dısı nemleniyor sıcakla buluştuğunda,
soğuk bir buhar yoğunlaşıyor üstünde,
ben gibi,
yudumluyorum,
içim dısarısından sıcak,
demiri dokerken suyla buluşutuğu o ana denk geliyorum,
ne kadar hızlı içersem o kadar iyi,
yavaş yavaş ben gibi ısınacak çünkü,
farkı kalmayacak içimden biliyorum...
hatırlıyorum,
dısarısı kar yağıyor,
kulaklarım buz kesmiş,
sahildeyim,
parmak uçlarım hissizleşmiş,
tek eliyle uzatıyor dolaptan amcam,
dışı yine de nemli sayılr,
acıyorum kapağı,
sesi yine aynı,
geceden olsa goremiyorum,
karbondioksitin en yoğun fırlayışını,
elimde iken daha da hissiz elim,
dısarıdan daha sıcak biram bu sefer,
kulaklarımdan elimden daha sıcak,
fakat,
içim,yine o ana denk geliyor,
cos;
hızlıca bitirmem gerek,
daha da soğuyacak cunku,ya da
alkolun hissizleştirdiği o an ile,
ellerimin hislendiği aynı ana denk geleceğim...
bizi hayatta tutan,
sıcaklaştıkça dışarısı bizi bunaltan,
aynı şey,
buram buram terliyoruz aynı şey yüzünden,
gün var çünkü biliyorum ben,
yavaş yavaş içiyorum gazı kaçmış,
alkollu ama arpa suyunu,
ısınmış ben kadar,
ya da soğumuşum,
o kadar,
cansız ve yitik,
ne ses ne seda,ne de hissiyat,
coss,
güneşin altındayım,
ya da icinde farketmiyor;
misal keman en vurucu tonuyla eşlik etmekte piyanoya,
kafamı cevirip bakmak ne kelime duyamıyorum,
kirpiklerim dahi titremiyor,
o an,
ben bi molozdan kopma demir,
deprem ertesi,
yıkıkların arasında,
yolculuğa çıkmışım hurdalığa,
an geçiyor ve ben yavaş yavaş ısınıp,
dökülüyorum bir oluğa diye umut kuruyorum...
17 Haziran 2009 Çarşamba
ihtimal
Her adımını ileri atmaktır azim,
ya da zorlamak ileri diye,iple de bağlasalar arkandan,
tutunsa da bir el eline,
çekse de seni geri,
karanlıkta bir el çizmektir azim,
ileride...
An gelir,güneş doğmak üzeredir,
sen aydınlanan tanyerinde bir ateş böceği,
kıyılmıştır için,var ile yok arasındasındır,
ya da hayatın dışında,
hissettikçe yoktan var olduğunu,
karşılık buldukça,
yeniden doğduğunu,
bulamadıkça yokolduğunu,
ya var ile yok arasına tepedeki çimenlikten bakınadurduğunu,
yaşadıkça,
dizlerin tutmaz olur,
üzünç dolar güneş ertesileri...
Zerre kadar umut kalmamıştır,
sen ümitsizliği değil de imkansızlığı,
sevmişsindir her zaman,
düşüncelerin,yitik bir el olur,
sen kalır kalbinde,
sen ve sana dair o,
bir ip dolar beline,
tepedeki çimenlikteki yaşlı bir çam ağacının,
seyri güzel gövdesine bağlar diğer ucunu,
sen var ile yok arasını seyrettikkçe,
rüzgar tatlı eser yaz başı,yağmur ertesi,
keyiflenir,batışını beklersin güneşin...
An gelir,sen için kadar karanlıklaşan,
tan yerinde bir ateş böceği,
bildiğin herşey anlamsızlaşır artık,
hava kararmıştır,
yıllardır takmadığın gözlüğünü takmış kadar nettir artık herşey,
tepedeki çimenlikten gözgöze gelirsin var ile yok arasında,
kıvılcım misali aydınlanır,
parlar ve yavaş yavaş söner için,
yavaş yavaş dizlderinde,
yürümeye yeni başlar bir bebek misali azim hissedersin,
hayali bir düğümden kurtardığın o an,
güneş tekrar doğmak üzeredir...
Lalelere vuran ilk ışıklarla huzur dolar için,
sen aydınlanan tanyerinde yeniden doğmuş bir ateş böceğisindir,
güneşin ilk ışıklarıyla,iç yüzünn aydınlanır,
karanlığın karanlığa gömülür,
hayali bir el çizersin,
ya da güneş o an doğmuştur bilemezsin,
var ile yok arasında hissedersin ya kendini,
azim vardır ya içinde o sana yeter,
ihtimal sadece,
güneşin doğuşu ile hayali bir elin aynı anda var olması kadar,
düşüktür...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)