elim gidiyor kapısına,
alnımı sildikten sonra terime,
cıkarıyorum dışı soğuk,
kahverengi misali bir camın arkasındaki,
alkollu arpa suyunu,
dısı nemleniyor sıcakla buluştuğunda,
soğuk bir buhar yoğunlaşıyor üstünde,
ben gibi,
yudumluyorum,
içim dısarısından sıcak,
demiri dokerken suyla buluşutuğu o ana denk geliyorum,
ne kadar hızlı içersem o kadar iyi,
yavaş yavaş ben gibi ısınacak çünkü,
farkı kalmayacak içimden biliyorum...
hatırlıyorum,
dısarısı kar yağıyor,
kulaklarım buz kesmiş,
sahildeyim,
parmak uçlarım hissizleşmiş,
tek eliyle uzatıyor dolaptan amcam,
dışı yine de nemli sayılr,
acıyorum kapağı,
sesi yine aynı,
geceden olsa goremiyorum,
karbondioksitin en yoğun fırlayışını,
elimde iken daha da hissiz elim,
dısarıdan daha sıcak biram bu sefer,
kulaklarımdan elimden daha sıcak,
fakat,
içim,yine o ana denk geliyor,
cos;
hızlıca bitirmem gerek,
daha da soğuyacak cunku,ya da
alkolun hissizleştirdiği o an ile,
ellerimin hislendiği aynı ana denk geleceğim...
bizi hayatta tutan,
sıcaklaştıkça dışarısı bizi bunaltan,
aynı şey,
buram buram terliyoruz aynı şey yüzünden,
gün var çünkü biliyorum ben,
yavaş yavaş içiyorum gazı kaçmış,
alkollu ama arpa suyunu,
ısınmış ben kadar,
ya da soğumuşum,
o kadar,
cansız ve yitik,
ne ses ne seda,ne de hissiyat,
coss,
güneşin altındayım,
ya da icinde farketmiyor;
misal keman en vurucu tonuyla eşlik etmekte piyanoya,
kafamı cevirip bakmak ne kelime duyamıyorum,
kirpiklerim dahi titremiyor,
o an,
ben bi molozdan kopma demir,
deprem ertesi,
yıkıkların arasında,
yolculuğa çıkmışım hurdalığa,
an geçiyor ve ben yavaş yavaş ısınıp,
dökülüyorum bir oluğa diye umut kuruyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder