3 Aralık 2009 Perşembe

boş yolda şerit değiştirip duran,
bir araba,
güneş tepede,
asfalt tüttürüyor sanki,
şöförün anlında,
boncuk boncuk bunaltı,
frene asılıyor birden,
lastiği postmodern bir çalışma ile,
siyaha boyuyor asfaltı,
kenarda sırtında yük ile evine giden orta yaşlı
yol kenarındaki köyden seyircinin
arıyor gözleri yol ortasında bir ineği mesela,
küçük bir kediyi...

şaşkınlık kaplıyor suratını,
şöförün yanına koşturuyor,
sanıyor ki,
var bir derdi;
şöför gülmekte,
camı indiriyor yarısına,
elini tersiyle alnını silliyor,
küçük bir muhabbet geçiyor aralarında...

soruyor ki,
hayırdır,hasta mısınız?
hayır,diyor,
lastikleri,
yeni almıştım da,
hani bu araba yeni aslında,
baktım,
tutuyor mu freni...

şaşkın yerli,
yaz sonu da geçiyor olay yerinden,
yağmur damlayıp parçalarken izleri,
dalıp gidiyor,
kar yağıyor günün birinde,
doğu anadolunun,
yüreklerden kalmayan mutsuzluğu gibi,
kalp boyunu geçiyor kar...

ayaz bir gecenin ertesi,
dönmekte,
yıpranmış arabası ile şöför,
bıraktığı lastik izlerini arıyor gözleri,
ki,
içinde güneş saklayan,
kabak vari,lastiği ile,
zik zak çiziyor,
üstünde ince örtüsüyle asfaltta...

bilmem kaç takla,
bilmem kaç desibel fren sesi,
yol kenarında üstünden duman tüten bir enkaz
içinden yerliyi arıyor şöförün,
gözleri...

Hiç yorum yok: