18 Ocak 2010 Pazartesi

istanbul

istanbul ki;
bir mabed,
atalardan kalma bir hedef,
o ne kutlu ne uludur ki istanbulun taşını toprağını ısırmış,
bir sarraf olmalı istanbul'da,
galataya bakmalı görebildğin her an,
ya da roma'da,
merdivenlerde bozmalı mideni,
eminönünde camii,
sultanahmet...

istanbul ki,
aşk,
kişisi oturmuş yerine,
varsa yoksa gökdelen,
arka sokalarında gecekondu işte,
istanbul ki,
ara ki bulasın...

istanbul ki çarpık,
sevdiğiyle atışmış,
muazzam bir örgü etrafında,
kalbi devrik surların yazgısı,
nice padişahlara nice harem,
bir yanda sevdiğin kul,
bir yanda boğaz...

istanbul ki,
hasret,
bayrampşanın tarihinde yata,
üsküdar'ın beşiktaş'a hasreti işte,
bir sevgilinin gözyaşıyla ıslanmış bir şehir,
boğazın ıslaklığıyla yiter olmuş

istanbul ki,
bir türkü,
arka sokaklarında seyyar satcılarından bir çelişki,
bir ağıt ki,
asya'dan avrupa'ya,
tabanlrında yağmur kırıntısı,
istiklal'de basbas bağırır,
bir türkü

istanbul ki,
kavuşma,
ya da ülkemin kimlik arayışı,
istanbul ki dünya,
istanbul ki ülkem,
istanbul ki bir okullu gencin gözyaşı...

o ki,
o'nun tek kanıtı,
mimar sinanın yedi katlı matematiği,
yedi tepe,
yedisinden yetmişine alışkanlık,
meteliğin sıktığı kurşun insanın vicdanına

istanbul ki aşk,
eksiği fazlasıyla,
özlemi kavuşmasıyla,
tüm kötülüğü,
ve çiçek pasajında avuntularıyla

istanbul ki,
feryat,
müzeyyen ablanın
tek vuruşta indirdiği rakı'sıyla,
yüzyılların direnişi

olmak ki burada,
yaşamak ki lanet olası şu yüzyılda,
rüzgarında tuz kokusu,
boğazında bir yutkunma,varıp giden motorlarına

istanbul ki
buz tutmuş altmışların tuna'dan taşıdıklarıyla,
yürümeliydik karşıya,
tutuşmalıydı ellerimiz...

o'ki yakarış,
yakarsan da yitip gider sokaklarında,
duygunun sıfıra varışı işte,
belki de özünde yankılanışı kimbilir,

şu an istabul geçmiş,
geleceğe dair bir düş,
ki geçmişin en yanılmaz düşleri,
bir kaybolanın yaşama arzusu...

istanbul,
bir evsiz,
yırtık pırtık dışavurumuyla,soğuğa lanet,
cadde ortasında yakılmış bir ateşe,
teneke üstünde tüten dumana el uzatır,
yanında yürüyeduran takım elbiseliye aldırmaz,
ve gecip giden niceleri,
görmezden gelir,
leventin tam ortasında şu aykırılığı,
işte;

istanbul ki,
rüya değil bir düş,
vurmalı beşiktaş kıyısında avucladığın denizi,
yüzünün tüm kırışıklıklarına,
istanbul ki,
han,
hayattan gamlanıp,
bizleri ağırlayan....

Hiç yorum yok: