bypass ertesi istirahatte bir hastanınki gibi
çarpar olur kalbim,
dizilince sözckler boğazımdan yukarı,
akşam trafiği gibi istanbul'un
ağır yanaşır,
dudaklarımdaki köprünün
ağzına...
o an,
yanımdasındır
ve özlerim seni,
bir anneyi cocuğundan ayırırcasına,
ayrılırken yanından,
karanlığa gözümü açmış ışığa bakar gibi,
hayata ve şehre
uyanırım...
gün sayarım,
müebbet bir mahkum gibi,
ölüme;
ya da bir an için iki kişilik özgürlüğüme,
nefesin nefesimde...
üç sözcük var,
üç maymun olup kaçtığım...
birbirinden bağımsız sınırladığım...
biri tek heceli ki,
kanında grip vari
bir virus gibi tanımlayamadığım,
bağışıklığı yok bunun,
kuş gibi kanatlandırıp uçurur,
domuz olup de ateşlerde yüzdürür de...
ve baş ağrısı tatlı gelir,
kuru öksürürkleri,ve
nemi burnunda
ağlama ertesileri gibi...
en tatlı acım olmaya başladıkça
özlemim,
hatırlamak uyutmadıkça
burnunda bir et parçası gibi,
ve anlamsızlaştıkça
beraber sarf edilmeyen sözler,
veyahut gülümsettikçe
ve anlamını yitirdikçe
karşılıklı konuşukluklar,
sonradan akla gelince...
ortaçağın vebası gibi yazılır damarlarıma,
tek heceye dönüşür tüm denklemler,
arşimedin evrakası gibi
koyulur teşhisi,
seri bir katilin itirafı gibi sarar
tüm benliğimi,
karadenizden metreyi geçmiş boyuyla
çarpar aşk,
kalbimin kayalıklarına...
kendime ve sana aynı anda itiraf edemese
idim,nasıl yaşardım,
yüzmetreci bir koşucunun saliseleri gibi
geçen vakitte...
içimde ve sırtımda bu ağır yük ile...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder