kalabalıklarda,
her ses kulağında,
ayak sesleri,
telefon konuşmaları,
hunharca muhabbetler,
kornalar,
kafasında dönüyor hepsi;
sıkma programında takılı kalmış,
eski bir çamaşır makinasının yanında bağdaş kurmuş,
diniyor dünyayı...
yabancıların yüzünde kırışıklıklarda gözleri,
gözlerinin hareketlerini izliyor,
dudaklarında kimi zaman,
aynı anda hep ellerinde;
tiyatro eleştirmeni havasında,
oyuncularını gözlüyor son perdenin...
yüzünde mona lisa saklı,
söylev verircesine sallıyor elini kolunu,
donuk bakışlar,
manasız kafa sallamalar,
evet,he,evet der gibi;
yabancı bir şehirde,yabancı bir dilde,
eski bir vakitte,iftar öncesi yemek yiyecek
bir yer arar gibi,yoruluyor...
farkındalık böyle bir şey işte,
bazen dilsiz,bazen sağır,
bazen de kör...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder