1 Eylül 2009 Salı

tetik

"mısır firavunu psammetikhos Pers kralı kambyses e yenilip esir düştüğünde,kambyses onu aşağılamak için pers zafer alayının geçtiği yola götürülmesini emreder.herşey öyle ayarlanmıştır ki,psammetikhos kızını bir hizmetçi olarak,testiyle kuyuya giderken görür.bütün mısırlılar bu görüntü karşısında ağlayıp yakınırken firavun öylece durur;gözlerini yere diker,kılı kıpırdamaz,ağzından tek bir söz çıkmaz.idam edilmeye götürülen oğlunu gördüğünde,gene tepkisiz kalır.ama esirler arasında yaşlı yoksul düşmüş hizmetkarını görünce yüzünde derin acı işaretleri görülür,dövünmeye başlar."

...Son Bakışta Aşk kitabından "hikaye anlatıcısı VII. bölüm"den....

montaigne bu hikaye için şöyle demiştir;

"o kadar kederliydi ki,kederindeki ufacık bir artış,duygularını zaptedememesine yetmişti"

heredotos ise,hikayenin devamı konusunda hic bir acıklama yorum getirmemişti...

tetik

eğri büğrü,
eğimli sahada,
mahallenin çocukları,futbola
benzer bir oyun oynamaya,
çalışmakta,
değişir kaleci sırayla,
futbol topu,
benzer mahallaenin cocuklarının,
yamalı pantolonlarına,
içlerinden birinin kafasından,
sekip de dalar dikenliklere ,
şambreli yanlarından fırlamış,top;
kalır diyeti,
ve sucu,
yok pahasına
kafasına carpan cocuga...

bir köprü,
kollarında asya avrupa;
deprem ve fırtına ertesi ameliyatlarla,
tutunmaya calısmakta,
sayarken bir gün altından gecen gemileri,
üzerinden gecen bir milyon kacıncı araclar,
konvoyundaki ağır yüklü bir tır,
tam ortasına gelir...
parmak ucları değer suya,
yavaşça çeker parmaklarını bir altunizadeden,
bir beşiktaştan,
kırılır dizi,ortaköy ve üsküdarda,
kalır diyeti,
ve sucu,
yok pahasına
ağır yüklü bir tıra...

bir insan,
yaşlı ve yılların verdiğiyle hasta bir insan,
bir gun tabularına saldırmış torunun,
bıraktıklarıyla üzülüverir,
çocuğu da...
kalp agrısıyla yavaş yavaş göcuverir,
anadolunun nice dağlarında
memur eşi olarak süren yolculuğu
biter doğduğu toprakların yanında,
doğurduğu topraklarda...
cocuğunun da dört odasına,
yavas yavas cokmus olan karanlık,
annesini uğurlarken,
hissettirir kendini damarlarında...
beyaz onluklu torun,
ve beyaz onluklukerle dolu bir oda,
55 yaşın yagmuruyla,
heyelan görmüş gecitleri,
acmaya çalışır yedi saat boyu...
eğer masada kalırsa,
kalır diyeti,
ve sucu,
yok pahasına,
tabu mağduru bir toruna...

Hiç yorum yok: