30 Eylül 2009 Çarşamba

ne o ne ben

ne o seviyor beni,
ne de ben onu,
yanlız ikimiz de,
ağlama ertesi ilk gülücükleriyle,
bir bebeğin,
küçük parmaklarını seviyoruz,
ne takılıyoruz rengine,
ne de memleketine

ne o seviyor beni,
ne de ben onu,
ikimiz de balık kokusunu duyduğunda,
kavun doğranmış masada,
bir hoş oluyoruz,
anason esansıyla,
ne lüxüne takılıyoruz,
yakamozuyla sarıyer'in,
pahalı restaurant ının;
ne de ince belli çay bardağı,
ve iskemle üstü,
arnavutkoy balıkçılarının sıfırandaki,
oltalarına takılan mutevazılığına.

ne o seviyor beni,
ne de ben onu,
ölüm haberleri sarsıyor ikimizi de,
sevdiklerimizin kaybının ardından,
üzülebiliyoruz hastalıklara,
ya da nebileyim,
kederlenebiliyoruz,
durduk yere,
afrika'da aclıktan yitip giden bir cocuga,
vicdanımız uğuldayabiliyor kulaklarımızda.

ne o sevecek beni,
ne de ben onu,
ömrü yetmeyecek belki,
onun,
kabullenemeyeceğim belki de onu;
sınırları kavramak yerine,
kaldırmaya gücü yetmeyecek,
orta yaşlı,bir kalbin ,
başı,süreci ve sonu...

Hiç yorum yok: