kalan günlerin azlığından değil,
varlığından teselli,ya da,
bir kelebeğin tırtıl ertesi,
çevresine ördüğü kozadan,
içeri sızan gün ışığına kamaşmış,
ve karışmış olan;
kovanından henüz ayrılmış,
çise nin yapraktan ayrıldığı o an,
toprak kokusuna merhaba demiş,
kanat çırpar bir arının vızıltısı gibi,
düşünceleri;
yırtsa da kozasını,
çırpsa da yorgun argın ilk kanadını,
sadece öyle sinip,
baksa da ufka,
aydınlananın karanlığa gömüleceği gün batımına,
tırtıl kalsa da,
kelebek de olsa,
farkındadır ya kelebek kalan saniyelerin,
ya da tırtıl geçmiş bir ömrün,
renkli,tavus kuşu misali kanatlarından ayrı,
tesellisidir kalan vakit,
ve çiçeklerin balından içeceği,
koklayacağı rüzgarla savrulup,
çırpacağı saatler usta bir ressamin tablosu misali
kanatlarını...
kalan zamanın azlığından değil,
varlığından mutlu,
çernobil mağduru kötü hastalığa
tutulmuş kazım gibi,
şarkı söylemek beraberce,
bağıra bağıra,
sel olup da kalan vaktin inadına,
çaresizliğe...
kalan vaktin azlığından değil,
varlığından azimli,
söylenmemişlerin,zamana yenik düşeceğini,
bile bile,
kalanın;
kozasından havalanmayan bir kelebeğin,
soluyamadığı gül menekşe,
eşilğinde yudumlanmamış ezgiler,
ya da kıyısında denizin izlenilmemiş,
günbatımından gündoğmuna dalgadaki damla,
ve lar;
dolu olduğunu bile bile,
ya da varsayarak,
kozasında,
içeri sızan gün ışığına düş kuran,
hem tırtıl hem kelebek,
ben...
kalan günlerin azlığından değil,
varlığından,var oldukça artan,
kalbin dort odacığının açık kalmış pencerelerinden,
cereyanın sarhoşluğuyla...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder