19 Temmuz 2009 Pazar

neneme

bir cift ayakkabı geldi gözümün önüne,
asansörü edilene kadar çikmaya yorulduğun,
yeni hükümdarlığının mavi seyrinde ufuktan el ettin bana o an,
sultanım...
saçlarında hep ak vardı gözümü açtığımdan beri,
ara sıra açtığında eşarbını of sıcağının neminde,
azcık nefes alsın diye...
ve hep koynundaki liralarına,
diz cöküp el açan torunların kalacağız,
çay zamanı ertesi...
hiç gitmeyecek gözümün önünden,
diz öküp,örtüsünü yere kırıntı düşmesin diye karnımıza kadar
çektiğimiz,sini üstündeki gözümüzde masadan da büyük,
geniş tepsi,ve cevresindeki arapca sandığım oymaları,
ve pay ettigin sarmaları ve dağ gibi karpuz en ulaşılmaz en ortada...
sukut durmak ne mümkün nenem,
her müziği açtığımızda kulağımıza çınlasa da,
yakmaya yorulmadıgın iskambil kağıtları
kadar sayılıymış günler,
iki bayram arası düğün,
iki çay arası göç olmaz nenem,
hiç mi düşünmedin düğün fotoğrafımın tam ortasında da,
aynı,sininin yanında koltugu ve minik sephasında tek tabağı,
ve minik salatasıyla,dedemin bıraktığı boşluk
gibi sensiz olacak...
seni hep yaz günü hatırlayacağım nenem,
çaydan su çekmiş ayaklarımızla dönerken,
kapıda havlularken karşılayacaksın bizi,
ayaklarımızın çamurunu yandaki çeşmede yıkayacağız,
sırayla geçeceğiz kapıdan,
hafif burnumuzu çeke çeke sona kalanlar,
bir yandan da çizmelerin altındaki çamuru,
kücük bir odun parçasıyla çıkarmaya çalışırken,
sitemle gülümseyeceğiz sana doğru...
öğleden sonraki otobüs için sabah erkenden kalkacak torunların,
kahvaltı ertesi,televizyonu da kapatacak unutmamak için,
vakit kollayacak fırındaki soğumaya bırakılmış,
yemeği önceden götürmek için,
senin yokluğuna...



ve ben nenem,
ayakkabılar dedim ya,
pazardan aldıkların var ya hani,
bana verene kadar babanemden çok seveceğim seni,
sonrası ise aşikar,
ve bokyiyenun uşağı kalacağım,
ayağıma girdikten sonra,
babanemi kollayacağım,
onu seveceğim de ninem,
seni daha çok özleyeceğim anlaşılan...

dünya bir pencere dedi ya şair,
her gelen baktı geçti,
sen atma türkülerin kadar şen baktın,
gülümsedin bize,
ağıtlarındaki gibi ürperttin tüylerimizi,
diğer kapıyı örterken,
ve yine yaptın numaranı,
mevlüdem,
sultanım,
beyaz saçlarınla hatırlyacağız seni,
karadenizin ufuğundaki beyaz kadar
uzakta da hissetmeyeceğiz hani
beyaz örtünle uğurlarken seni;
of'un yağmuru kadar yakın kalacaksın bize...


en küçük,en asi kızının tek oğlu,
tek kızı,
tek çocuğu,
ozan torunun...

Hiç yorum yok: