duvarlar
dürüstlük,vicdan
kin,nefret,yalan,
iyi,kötü,
yadırgama,
beğenme,beğenilme içgüdüsü,
bir tutam ego,
bir tutam egodan ödünverme korkusu,
sözcüklerin dökülüşü beyin denen bir süzgece uğrar kalpten de çıksa.hayat iki seçenekli bilgisayar 0 1 i kadar basite indirgenmiştir artık.yukarıda sıralanan fonksiyonlar bir bir çağırılıp,doğru yanlış gözetilmeksizin kaybetme korkusu üzerinden değerlendirilip,zamanda ilerlenir.
bir insanın sevigisini dile getirmesi kadar zorlanması da bundandır.veya kalpten ayrılan sözcüklerin beyinde bozunması da.bir sürü düşünün ki hepsi bir filmde senaryoya uymaya çalışan artistler kadar oyuncu.
"soyunup koşasım geliyor"
hem de bağıra bağıra;
düşünceleriniz sizindir,kemirgendir dökülmedikçe,her yaşarınızda gözlerinizden
dökülen üzüntüler gibi.söylenmedikçe söylenmemiş düşünülmemiş kalacaklardır.sürü diye adlandırabileceğimiz toplumda,sınıf farklılıkları da siyasi görüş farklılıkları da savaşlar da ölümler de,kalımlar da,azlar,çoklar da,küresel sıtmadan tutup domuzundan gribine kadar,tüm zehir,o lanet şey,lanet ki bin lanet kavram,hepsi kalbinizden süzülemeyen sıkışıp kalan beyninize yollanan,mahkümların yüzündendir.
ikilik yoktur aslında,herşey iyiyle başlamıştır,kalbin ilk atışı,ilk düşünceler,ilk gözyaşı,havayı ciğerlerinde hisseden ilk yakarış,ve ilk gülümseme,ilk adımlar,yavaş yavaş düşünce yapısı oluşmaya başlayana kadar iyidir aslında...
bebekler güzeldir kuzular kadar sürüde...
ve kalpten söylerler marşlarını ilk ağlayışlarında,
gülüşlerinde...
kurduğumuz duvarlar altında ezileceğiz,düşüncelerimize,ve kınamakla başlayacak kınanmaktan korkmak,güzeli çirkinle karşılaştırmaya başladığımızda çirkinleşecek herşey.çirkin miyiz diye dahi soracağız kendimize,ve çarpacak duvarlarına kalbimizin...
birileri korkacak övmeye,yada övecek soysuzca vicdansızca beklentiler içinde,ve biz her çevremizde dönen davranışta ardniyet arayacağız,ta ki düşünclerimizde boğulana kadar...
sevgi kalmayacak elbet bu dünyada,ya da bir bebeğin gülüşünde hissedemeyecek kadar köreleceğiz.bir fizikçi varlığı düşüncelerimizde titreşen dalgalar kadar sınırlamış...
ve biz onca kalbimizden emdiğğimiz sevgimizle,hissizleşip de,atomlarına ayrılana kadar sistemin,ve özdeşleşip,kavuşup sisteme,hissizleşeceğiz,çirkinleşeceğiz...
duvarları kaldırmalı,lakin öyle tekdüze değil temelli,insanlara güzel bakışlar atarak,güleryüzle değil...ya da ne bileyim kibarlıkla,alçak gönüllülükle değil...sevecen olmak da yeterli değil....
kendi duvarlarımızı kaldırmalıyız önce,çevreden gelebilecek her türlü etkiye açık olmak yeterli değil,saldırmalı innsan,korkmadan sevdiğini söyleyebilmeli,ne bileyim tinerciye de selam vermeli karanlık bir ara sokakta,yiğitçe,herkese yaklaşmalı...boğazına sarılmalı insanların,ve üzüntülere yer vermemeli çevreden dökülen heceler yüzünden...düşüncelerini,kalbnden dökülenleri,yanlış anlaşılsa da anlaşılamasa da söyleyebilmeli,bırakmalı,bir kez olsun,bir saniyeliğine,zil zurna sarhoş misali doğruyu özü salıvermeli...
içimizdekilerin,kallbimizdekilerin yansımasıdıır sanat,bu arzudur sanatçıyı büyüten...duvarları yıkmaktır sanatçı olabilmek,ve hiç bir sanatçıdan zarar gelmez insanoğluna...
sadetle,
saadetin kendisi,içmizde kıyılan,liğme liğme damarımızda kıyılan,kalbimizi ağrıtan kimi zaman,dökemediğimiz,kusamadığımız sevgi...ve korku kimi zaman ayata tutan bizleri,ve bir insanı sevmekle başkayacak herşey şairin söylediği gibi,dünyayı güzellik kurttaracak;kalpten ve yeni doğmuş bir bebek,melek misali ağladıkça,gülldükçe,söyledikçe varolacak güzellik...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder