23 Mayıs 2009 Cumartesi

labirent

yürüyorum,
ardıma bakmadan,
haritasını çıkarmadan zamanın,
karanlığa merdiven dayıyorum kimi zaman,
öğlen vakti güneş tepemde,
kimi zaman ay,dolunay,
takvimlerim kafamı yukarı çevirdiğimde değişiyor,
sinirden veyahut düşüncelerimden,
kazıdığım duvarlar tanıdık gelmeye başladıkça,
farkına varıyorum,
aynılığın,ilerleyemenin,
siyahtan,kahverengiye
maviden,yeşile,
ve tekrar siyaha
dönüyor içerisi,
azıcık da yakamoz;o da dolunay vakti,
boğuluyorum yönümü kaybettikçe...
ve farkediyoum,
o deniz,
ben balık,
o açık deniz,
ben balık,
o okyanus,
ben o,
o benden ziyade...
ben ilerledikçe o değişiyor,
ve ben,
açık bir denizde labirentlere kıstırılmış bir balık...
kapı,sadece açabildiğim kadar aralık,
elimi üzerinde tutmadığım her an kapalı,
ve ben yakın olduğum kadar var,
gerçek,dışarısı,
ulaşmaya kaygılandığım kadar,düşüncelerim,
ve beni uzak tuttuğu kadar,küfürlerim,
hayat,kapıyı görebildiğin kadar gerçek,
kafamda çizdiğim harita kadar,yaşadıklarım,
veyahut hayata tutunduğum kadar,
elimi kolundan tuttuğum kapının...
eskimiş ayakkabılarım kadar su çekmiş yalnızlığım,
açık denizde,okyanusta bir balık kadar,
sürüye tutulmuş,çaça gibi,
arnavutköyde,kıyıdan suya kavuşan kepçeye,
rastlama olasılığın,
raslaman ve alman ilk ve son nefesini,
kapıya tutunmanın tümleyeni...
karanlığa merdiven dayayıp da,
bitmeyen duvarlarından,
yükselip de gözlemleyebilmek yolun sonunu,
veyahut geri dönüp başını,
düşünmek ve karanlığa yitmek küçük bir ışık için,
ihtimali,
arzun kadar...

Hiç yorum yok: