14 Haziran 2011 Salı

part 13

"düşünüyorum,öyleyse varım"
tüm hayatını yok olma üzerine kuran,ve çabalarını bu yönde sarfeden insanoğlunun,bu sözün üzerine kafa yorması pek beklenemezdi zaten.sosyalleşme çabaları,toplu aktiviteler,oyunlar,filmler,müzik,modern çağın tutkuları,sex,yemek kültürü;varoluşun kendini açıkça ortaya koyduğu müzmin yanlızlıktan ve dalınası çıkmaz sokakların karanlığına varan düşüncelerden uzak durma adına gösterilen çabanın araç-gereç listesidir.
bir an için,ufak bir anlığına,saliselere sığan o ter boşanılası minik ama ağır bir anda,"esc" tuşuna basıp,"exit the game" 'e tıklayıp "save or not" la karşılaşmayı beklediğinizi,ve kaydetmeden çıkıp da bambaşka bir hayat içinde var olmayı,ya da bambaşka bir gerçeklikte belirmeyi,düşlemiş olabilirsiniz.her fantastik-bilim kurgu filmlerine vakıf ve azcık da varoluşun boşluğu ve sıkıcılığına maruz kalmış her insan,bunu rahatça kurgulayıp düşünebilir.genelde,yalnız kaldığı,soyutlandığı anlarda,herşeyin yabancılaştığı ve hangi yılda olduğunu merak etmeye başladığı anlarda,kapılınası bir düşünce dizisidir bu.
fakat,mühim olan,bu tür düşüncelerin beyin tarafından üretilmesi değil,kendi varlığını sorgulamak değil,kendini farklı hissetmek adına insanlığın ortak bilincinin evrimsel süreçte vardığı düşünce biçimlerini alet etmek hiç değil.mühim olan,hayatın içinde tıkılıp kaldığımızı kavrayabilmek.bir kere yaşandığını ve aranıp durulan "neden" kavramının "hayat denilen sonuçlar için anlamsız bir değişken" olduğunun farkına varabilmek.

şimdi,bir insan düşleyin,hep düşünüyor,durmadan,var olabilmek için,an ve an,doğduğundan itibaren,düşünüyor da düşünüyor,neye varabilir?

hiçliğin,erişilmez saadetine varabilir ancak.Çevresel dinamiklerin hayatına katıp durduğu yoz fikir ve beyanatlardan uzaklaşıp,bilgi haznesinden payına düşeni almayıp,hayvansal içgüdülerinin var ettiği bir yaşam biçiminde insan,olup çıkar.işte bu,sokaktaki köpekten,kediden farksız,erişilmez bir ütopyadır.

o düşlediğiniz insanı yok edip,bir de sokaktaki herhangi bir insana odaklanın.o ise hayatın getirdikleri üzerine kısmen kafa yormuş,ve hayatın ona batırdığı iğneleri söküp atmak yerine,başarısız bi akapunktur tedavisi altında olduğuna kendini inandırmış,gidişhattın sunduğu ihtiyacı olan kaloriyi edinme adına sunulan işlerden herhangi birini "var" olabilmek,yaşamak için seçmiş,ve kalan tüm zamanını,bu uçsuz bucaksız seyirde düşünce çarklarını kapatabilecek aktivitelerle geçirmeye odaklanmıştır.

bu melun hastalığa düşmüş olan insan için,yazılabilecek tek reçete vardır ki;hayatın amaçtan yoksun bir varoluş olduğunun farkına varılmalı,seyrin öncesine ve sonrasına dair dinlerin yarattığı düşünce biçimlerinden uzak durulmalı,kendimizi hapsettiğim,düşüncesizliği sağlayan aktivitelerden ise azaltarak uzaklaşılmalıdır.esas olan hayata bir kere gelindiğinin farkına ve bilincine varmaktır.bin kere geliniyor olsa bile,bu bilinç şu andaki varoluşun önemli olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.ve düşünceyi yavaş yavaş hayata dahil ettikten sonra,bu gereç kesinlikle,insanlığın tüm ortak bilinci ve ahlakını geliştirmede kullanılmalıdır.

çünkü varoluşumuzun,asıl amacı,taşıdığımız gen dizilimini,aktarmak ya da doğada var tutmaktır.

Hiç yorum yok: