22 Eylül 2010 Çarşamba

On Bir Kıt'a On Bir Şiir........bella caio

Sigara dumanı,
sığamaz da odaya,
aldırmaz da nefes,
açmak zorunda kalırsın balkon kapısını,
içerisini buz kaplar,
sarılmak istersin birşeylere,
işte,
bazen yüreğe sığmaz,
sigara vari aşklar,
aralarsın dört odalının kapılarını,
parmak uçlarında soğuk başlar,
içinde bir ateş,
titreme alır yanarken için
sarılmak istersin birşeylere,
işte,
böyledir nikotinin ilk öpüşmesi kanla

İlk şeylerden,
ya müthiş haz,
ya da aşırı bir tiksinti alır
insanoğlu,
fakat unutulmaz,
misal,
ilk defa,ve son defa yediğin
o sevmediğin meyvenin tadı;
ya da,
ilk defa,denediğin,
bu en sevdiğin yemekler listesinin zirvesi,
hani,her tekrarlayışında,
aslında ilk tadı ararsın ya,
ilk öpüşler gibi mesela...
aslında,
o yemeğin daha güzellerini,
sonrasında tatmış olsan da,
hem de aynı yerde,
o ilk sıçramayı,
delta mutluluğu,heyecanı,tadı
bir daha yaşayamayacaksındır...
fakat,
o tad,
damağındadır...

Bazen,
insan,
alışır,birşeylere...
ayakkabıya mesela,
ilk aldıktan sonra,
bir zaman giyip de,
hiç yabancılık çekmediğin bir an gelir,
sanki,
doğduğundan beri,
ayağındadır,
kalem gibi,ya da
yeni taşınılmış bir ev gibi,
sanki,orada dünyaya geldin sanırsın;
ve,
işte,
böyledir eşya ile insanın
birlikteliği,
bir bakmışsın,
insan da,
insana böyle davranır...
lakin,
alışmak,
böyle bir şeydir...
bir şehrin,
havasına alışması gibidir,
kimi zaman güneş,
kimi zaman yağmur,
sel,
tufan,
hepsi,
aslında seni hayatta tutan
havayı
sana taşımak içindir...

Ermişler,İstanbul'u anlatır,
şairler dizer cümleler,
yanındayken sevgili,
hani,
gözlerinden seyrederken İstanbul'u,
o manzaraya,
sen ona bakarken;
duyduklarını silip atacak,
tüm söylenmişleri yeniden yazdıracak,
dilsiz,haykırışlar gizlenir zamana...
misal,dört duvar içindesin,
yine istanbul'u anlatır o gözler,
bir şey işittirir
kulaklarına,
esintisi,sanarsın boğazdaki rüzgar

Leblebiyi düşün avucunda,
o yakın zamanın senin,
aslında sen avucunda baktığın kadarsın görünürde,
tanelerin,tanelerin...
işte,
her tanesini,
böyle,
ağzını oburun teki gibi,
doldurup da değil,
teker,teker,
böyle,dilinle dişinin arasına takılanları
çıkarmaya çalışıp da yutmak
gibi
dir
geceleri,kat eden aktarımlar,
işte,
böyle tanır insanlar birbirlerini,
eldeki avuctaki biter,
pakedi açarlar tekrar,
bir avuç,
bir avuç daha
bir paket daha
insan,
dipsiz kuyu...

Güneş,
kışında vursa,
yazın da,
ısıtır seni,
aydınlatır gününü
işte,
böyledir,
sevdiğinle muhabbet,
dönüp,bakıp da düşündüğünde,
belki de,
en saçmasından kelamlar dizilmiştir,
belki de,
deli saçması,
hayat denen sonlu kavramdan
eksilen boş zamanlardır,belki de...
fakat,
aydınlatır seni,
o an,
iyisindir,
en gafletli an'ın olsa bile

An,
üç köşeli aynada,
durur,
geçmiş,
ile gelecek arasında...
geçmez ya hani,
düşünürsün,
nasıl bitecek gün.
trafiğe sıkışmış,otobüs içinde kalabalığa sıkışmış da
alnında,boncuk ter,
dışarıdaki soğuğa önlem giydiğin paltonun altında
bir akarsunun kaynağı oluşmaya başlar da
boynundan,
sırtından,
bacağına kadar nemlenirsin...
böyledir ya günler,
kendi içlerinde...
mutluluk ıskalar böyle şeyleri,
güzellikler,
doğrular,
peşinden koşturan vardırcasına,
hızlıca geçer gider,
bir bakmışsın,mevsim değişmiş,
yağmurlar uğramaz olmuş şehrine...
işte,
bazen,yılbaşları korkutur insanı,
öncesi dün gibiyse...
bana zaman,
deniz gelir,
tutundukların,
sarıldıkların,
arttıkça seni hayata tutan şeyler,
hızlıca batarsın,
ulaşırsın,yüzeyden
dibe,
benliğimde,öyle yiter geçmiş,öyle yakalanır gelecek...

Rüzgar,
vurdukça nemruta,ürgüpe
heykeltıraş kesilir,
sanmayın sadece rüzgar değiştirir,
dağ da dağişir,kaya da değişir,gönüllerince...
zaman,
sen dağ gibi dikilsen de karşısına,
milenyumda,
bu kargaşada,
ve ne olacağım kaygısında,
carpe diem'e tutunup da,
gelecek kaygısı kabuslarında,
yontuverir...
meyillenirsin ve değişirsin,
değişmeyen tek şeydir işte bu,
korkular dadanır insanın hayatına,
kaybetmeye dair misal,
hemde,
şuan varolan birşeyi kaybetmek değildir bu,
öyle gelecekte bir zamanda var olacak,
bir işi mesela,
ya da bir evi,
ya da bir insanı,
sırf kaybetmemek için,
şimdilerine bir korku dadanır...
işte,
böyledir,insanı tam ortasından
çatırdatıp da ikiye ayıran
rüzgar...
kimileri,nemrut olmak ister,
olabilmek için de,
rüzgarın yaratacağı şeklin varolmasını
bekler,
kimileri,
rüzgara direnir de,
ağaçlar yeşertir kayalıklarında,
kamufle eder
ve saklar kendini...
tüm kaygılar,geleceğe,
tüm üzünçler,geçmişe,
dairdir aslında,
ve,
an kirlenebilir bu masalda...
tüm keramet,
an'ı,
geçmiş'te kaybedilmiş bir an gibi sıkıca elinde tutup yaşarken,
gelecekte,şu an'a bakar gibi farkında olabilmektedir...

İnsan,
en uzağındakinden tut,
en yakındakine,
baban da olsa,
annen de,sevgilin de,
dostun da...
sonuçta,insan işte,
insan,tüm komplexliği,
ve,sonsuza varan ihtimalleriyle,
bir insanın çözemeyeceği,
algılayamayacağı,
bir evren,
evren içinde...
bir insanı anlamak,
veya yaftalamak düşüncelerinde,
ve oturtmak kalıplara,
koca bir yalandır aslında,
sadece şansa dairdir tüm beklentiler,
hayatı var eden,
pencerenden gördüğün insan karmaşasında...
güvenebilmek de,
inanabilmek de içinde yarattığın insana dair tüm düşüncelere,
şanstır...
ne mutlu insanlar görürsün dışarda,
onlar,inanmıştır umarsızca,bilmeden,onaylamadan bu gerçeği...
yaşayan ölüler gezer durur,mutsuzluk ve farkındalık
içlerini örmüştür de,
bildikleri bu gerçeğin,
her gün akseden meyvelerini gördükçe,
daha da batarlar dibe...
bir de,
ikisi arasında kalmışlar görürsünüz,
inanabilecekleri şeyler ararlar,
onlar,
arada kalmışlardır,
sıkışıp kalmışlardır,
arada bırakırlar,
işte,onlar yaratır bu gerçeği...

Parıldar ayna,
vurduğunca ışık,
her milimetrik karesinde,
sen,
sen geçtiğinde karşısına,
ayna,
bir başka,
ayna,mükemmel,
ayna,olabileceği doruk noktasında,
ayna,dünyanın en güzel aynası artık,
gülümsediğinde,güzelden daha güzel,
kahkahanda,ayna,
çatırdamalı artık,ütopya'ya savrulmalı rüzgarda,
astığında yüzünü,
tüm aynalardan güzel de yine,
daha da güzeli olabilirdili düşünceler,sarar aynayı...
aynayı ayna yapanın sen olduğunu sanmamalı kimse,
dedim ya,artık ayna bir başka,
aynanın varlığı ya da yokluğu,seni bağlayan birşey olmasa da,
sen ve ayna,dünyanın en güzel ressamının,
çizebileceği,
en güzel tablo...
dört odalının duvarlarının,
var olma nedeni aslında,ve odalar arasındaki kapışma da cabası...
belki de,ayna,hiç varolmadı,
belki de benim uydurmam,
düşsel bi kırıntım belki de...
belki,ayna hep vardı,
sen önünden geçtikten sonra farkettim...
belki de,
ayna tuzla buz oldu,bir vakit,şu an,
olacak...senin yokluğundandır ne bileyim...
kimbilir kahkahandan sonra
gelişiverdi herşey,
ve ben farketmedim,
ütopya'da şimdi,
ayna veyahut bir tablo gibi asılmış duruyordur o ülke'de...
ayna,
sen,
ayna ve sen,bir araya geldiğinizde,ki ben buna aynısen diyeceğim,
karıştırıyorum bazen,sizi,
aynısen aynı sen...

.....

ne garip şey şu yabancılık,
ne garip,şu sen,ben kavgası,
bir anda,tüm iyi şeylere gölge düşürür,
gece gibi,
tıkar güneşin önünü...
ah şu kalıplar,
şu yaşamın sunduğu kalıplar,ve onlara girme çabamız,
ah şu sen,ben,
insanı ayıran bir nehir...
bir anda,tüm söylenmişler,tüm yaşanmışlıklar,mazi olabiliyor ya,
ah şu dönüm noktaları...
işte,onlar,
onlar bizim kalıplarımız,onlar bizim uydurmalarımız...
ah şu,
kişisel tatmin dürtüsü yok mu,sen'i ben'i yaratan,
ah yalanların beşiği,
ah,ego dedikleri o şey o şey ah,ah...
onlar,nasıl bir araya gelip de,
bir anda,sırf,istemek ile,
nasıl cezalandırıyor,üzüyor insanı...
tüm sınırları kaldırmalı,
hele bir de biz var ediyorsak,
bir hatan olmalı,yapmaktan çekineceğine,
veyahut,farkına vardıktan sonra telafisini aramamak da ne,
ve farkında olmalı insan,
tecrübelerin,tekrarlayp durduğumuz hatalardan ibaret olduğunu,
ve,belirsizlikleri yok etmeli...
heyhat,
önce kendinden başlanmalı belki de,
bendeki,
mahşer yeri istenci yitip gitmez...
öyle,ölüme dair bir düş değil,
hayatın içinde mahşer yeri isterim...
bir de şunu anlamam,
onu da yakında anlatacağım...





...düşsel bir kan lekesini,
tüm derelerin,denizlerin,okyanusların suyu bir araya gelse,
çıkaramaz....

Hiç yorum yok: