küçücük avuclarıyla,
kumdan kaleler yapma peşinde,
bir bebek,
batmış çamurun içine...
evden içeri alırken annesi,
kaçar kurtulur elinden,
de koşar içeri,
yeni yürümeyi öğrendiğinden midir,
yoksa düşmek için koşmasından mı,
alışmamış ayacıkları,
takılır da sephaya,
vazo ile eş zamanda çarpar kafası yere,
telaş dolar evin içine...
hastahane dönüşü,
halı,ev emekçisi kadının tırnaklarıyla
sıkı sıkıya kavradığı,
beze döker tüm sıkıntılarını;
bebeğin kanlı çamurlu kıyafetleri de,
kire doymuş bezle aynı odaya girerler...
makinanın hortumundan fışkırır şelalemsi,
kanalizasyonlarını boylar,ırmaklarını ya da
dipsiz kuyularına göç başlar...
yaklaşır,
yüzüne bu kez bakamdığı otuzunda delikanlı,
sorar ki ne yersin diye,
hiç de sormamıştır hani,hep koymuştur ya önüne
aylardır...
şaşırarak cevabını verir titrer elleriyle,
dün yediğimin,
evvelsi günler işte,
ne yediysem onlardan olsun...
bozmayalım mideyi gider ayak...
delikanlı,
karşısındaki kötü adama nefret etmesi için,
binlerce neden olsa da,
içinin kıyılmasına şaşırmaz
karşısında dökülen;
ağlamaktan kaçmak için gülümseyerek,
gülerek sarf edilen,ve karşısındakinin
ciğerine
bıçak gibi saplanan,
o an'ların,
hüznü ile dolu cümlelere..
traşını olurken,
üç beş esprileşir,
berberiyle,
berber de kafa adam,
alışmış kudurmuştan beter işte...
berber...
berberin hikayesi sonra...
sonra,
sanki iki üç adım atmışcasına,
odasının bilmem kac katı uzunlukta bir yolda,
zamanda sıçrar sinek kaydısıyla,
sanki ustura sürecin pürüzlerini almışcasına...
bizimki,
doğdu doğalı boğazlı kazak giymemiştir de,
giyemeyişindendir aslında,
boğulur gibi olur,
oysa,üşür de zavallı serin olsa bile hava,
gözlerinde açsa dahi bi karanlık,
öyle,
öyle boğucu bi kazak gibi yapışır bizimkinin koynuna,
hangi gemicinin canı sıkılıp da uydurduğu düğüme bilinmez.
maskeli bir adam yaklaşır,
dejavudur onun için bu adımlar,
maskesi ve,
karşısında duran maskesiyle,
seyircilerin yuhlarında,bir sahne...
çay ocağındaki,
çayccı abinin,
boşları toplarcasına,
refleks gibisinden bi hareketle,
altındaki desteği,
itiverir, yada çekiverir işte...
sırasıyla;
nefesini tutar,ve bilmem kaç kat boğazlı kazağa gömülmüşcesine,
boğulmaya başlar ,
ardından,kalabalık suspus olur ve aynı kaderi paylaşır da tutar nefesini,
bilinmez,
bilemezsiniz,oradakinin yerine koyar da mı kendini tutar,ne kadar dayanabilirdim diye,
yada göçteki birini seyretmek kotkutmuş mudur bilinmez,
ölene kadar,
cellat;
cellat da ölür dirilir,
bilmem kaçyüz kere görülmüş bir kabustan uyanır gibi
ertesi günler geçirecektir...
o sırada bizimkinin leşleri,
leşlerin kanları,
ya da yediği haltlar,
hepsi,
o mekanda,
bir virus gibi,
halıdan beze nasıl geçip de,ırmaklara dolduysa
dağılır ziyaretçilerine
ve daimilerine idam yerinin...
temizlğin olduğu yerde,
her zaman,
kirlenenler vardır...
berbere gelince,
berberin,milleti doğrayıp da,
onca mahkumu oturtup da,
tıraş ettiği tabureye oturmamasının tek nedeni,
o oturduğunda,
kendisini tıraş edecek birinin olmamasıdır,
ya da,
olacak olma ihtimali olana acımasındandır...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder