2 Nisan 2009 Perşembe

kimlik yerine

her geçen saatler kadar,
dolan bardaklar sayısınca,
yakılan sigaraların zehrinde,
kitap sayfalrı çevirircesine geçen günlerin,
bitmezcesine kitap,
duran saatlerin,
yılgınlığında,
uzun yol şoforü misali,
dur diyip de uyumak saatlerce,
yeni gelecek olan günün,
yalnızlığına ve boşluğuna

bir ressamın tuvali kadar boş hissettiklerim,
uçurumdan aşağı göz kırpan,
kayaya tutunmuş bir çalı kadar,yitik
onun kadar azimli değil tutunma sebebim,
yokluğunda düz ovanın dağlarının,
hayal kadar,yağmur kadar,dolu kadar,kar kadar
sulu,ıslak,
değil;
damla kadar,sabahleyin yaprağa tutunmuş,
çise kadar yani,
varlığım...

sokaktan geçen insana yabancılığım kadar,
kendine yabancı,
ellerine dönüp baktığında,
izleri kadar yaşadıklarım,
farketmediğim ve bu nasıl oldu dediklerim kadar,
geçen günler,

sınırlar gibi,
mayınlı,boş,
yanlız,
geçilmez,
ulaşılmaz,
her kararım,her yapacağım,yapabileceklerim...

temkinsiz adımlarla yürüyorum sana,
dönüp baktıkça aynılaşan,
hayatın sonu dedikleri,
bayağılığın parmaklıkları...

bir sayfayı defalarcasına,
okur gibi,bıkarcasına,
yakacak olurcasına
her sayfayı,aynı sayfaları,
o günleri;
defalarcasına lanetleyerek,
uzaklaşıyorum senden,
doğum denen,
katakulliden mucize...

hani yüz metre koşucusu için,
oynar ya rekor saniselerde,
bin metreci için saniselere
bağlımıdır süregleen rekorlar,
işte saniseler,yüz metreciler için ne kadr büyükse,
o kadar zor geçer benim için,
katakulli ile parmaklıklar arasında,
süregeçen,
uyanmaya korktuğum rüyalar...
rüyalar kadar saniyelercesine uzun gelen,
kare kare akan bir film şeridi gibi hayatım,
susarcasına,üstüne tuzlu yiyip yiyip,
su ararcasına...
kururcasına bir nehir,
varmazken üzerinde seyreden bir yaprak,
iki kayanın arasına sıkışmış,
yağmuru beklercesine...

Hiç yorum yok: