17 Nisan 2011 Pazar

nefes bir

toz içindeki ayakkabısına gözünü dikmişti,

yüzyılların uykusundan sonra,
bir arkeologun yeryüzüne narin dokunuşlarıyla
toprağı delip geçişi gibi,tarih öncesi bir mızrağın;
kaplaması erimiş sandalyeden ucunu gösterir çivi,
sırtındaki ağrının sebebiyeti...

tabelası sandalyesinden de yaşlı,ve silik,kıraathanenin
simsiyah çayı avuçlarındayken...

o sırt,
yere baktığından değil,
veya,ayakkabısına bakarken ki daldığı düşüncelerden de;
ufuğu delip geçen bilmem kaç katlı gökdelenin hacmini dolduracak
tuğlayı sırtladığından,
eğik ve kamburdur...

yarısındaki çay hala avuçlarının içinde,
sımsıkı,
bardağı kıracakmışçasına tutması,
ellerindeki nasırın sıcaklık hissiyatını önleyişinden değil,
bilhakis,
geçireceği zamanla,önündeki dolu bardağın kalış süresindeki oranını,
tutturma çabasındandır...

ve bir sigarayı dudağının ucuna iliştirir ali usta,
ve ustalar genelde hep ali olur...
eski tadı olmayan samsun cigarasıdır,
kibritin alevi ilişir uca,
gariptir ki,
ciğere alınan nefesin,
geçidi oluşundan tükenir sigara,
her solukta ayrı bir tükenir,parlar,
ve itilir bir kültablasına,hiç varolmamışçasına...
ömrü gibidir ali usta'nın,
yapı'nın yapılışında...

Hiç yorum yok: