yağmur damlalarina tutunup da
intihar eden
son baharin
son yapraklari
seyrimde anarım sizi,
düşerken yağmur,
damlaları arasında maraton
flaşlar;başlama fişeği,
gürültü;nice ürkeğin,yorgana sevdası...
şimdi,
oluklardan doluşup da,
yerle kavuştuğu anların
sesleri çağrıştırır da
nice ezgiye taş çıkarır...
bir ağacın yeşilini feda edişi güneşe;
yarine yüreğini,hiç bahar olmayacakmışçasına
sırf "yaz'ı" yaşamak uğruna
bildiği tüm mevsimlerden vaz geçip,
her var olanı,güneş'ten bilmesine benzer...
beti benzi atmış,
kahverengiye çalmış,belirsizlikler,
sararıp dökülen,yitmiş mevsimin yeşil kalıntıları
bir başka baharda yeşermek uğruna,
güz kışa varıncaya kadar,yağmur darbeleriyle,
yeryüzüne varıp,
ıslaklığıyla ezilip çürürler...
istanbul'un pastırma yazı sıcağını,
evimin duvarlarından,
odamdan,
parmak uçlarımdan,
gece sabaha varıncaya sürede,
çekip alan yağmur...
ne kutlu'dur ki,
şarkını orman'da dinlemek...
kahverenginin üstüne yaydığın karartıyı,
yaprak ve toprak kokusu eşliğinde,
emmek ciğerlerine...
çay yudumlamak,
soğuğu yenebilme umuduyla,
çay'ın
buhari burnunda suya varırken,
farkındalığını yaşamak;:
hapsolduğumuz duvarların
insaniyetimize dadanmış eşkiyalar olduğunun...
dönüşümün,başlangica seyrin tellali olup
zaman'ın yavaş yavaş elimizden kayıp gidişini yüzümüze vurmasının...
çam ağacı olmak dileğim,
ya da,yaprağını dökmeyenler diye anılanlardan.
şu mevsimlerin,
devr-i daimi kabulum,
döküp de belli etmemek,kendine dahi,
hep yeşil kalabilmek,çabaya değer olan...
yaşatabilmek,hafifliği kadar ağırlığı ve acısıyla,
tutunabilmek,sana tutunduklarını sansan da...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder