yürüyordu,
gece,dolunayda beliren gölgesi yönünde,
bozkırda,tozu tıkıyordu adımlarının
faranjit boğazını...
hiçliğinde karanlığın,
uzaklara seyri orman düşler,
ya da şafak vaktinin ayazını geceye yeğler...
çalılıklarda hışırtı,
parlak gözleriyle kurdun teki yanaştı,
tam gölge eyledi yolunun ortasına,
sadece gözleri...
buz kesti elleri,
tarih öncesinden kalma
bir içgüdüyle
yüzü bembeyaz ayaklarına doldu
kan...
hangisi daha açsa,
o saldıracaktı önce,
ya da vahşet saracaktı güçlü olanın
adımlarını...
dolunaya çevirdi kafasını,
ikisi de,
karanlık besledi kurdun gözlerini,
gerçeğin örtünmüş gölgesine dua eyledi;
güneşi gördü,
ya da düşledi yolunu kaybetmiş insan,
dolunayda...
ölüm çağırdı zayıf olanı,
azrail ziyaret etti kalanın yaralarını,
gölgesi klavuzluğunda yitti biri,
ikisi de,
doğacak güneşi göremedi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder