23 Kasım 2009 Pazartesi

dört duvar bir tebeşir

esnaf emeklisi,
bir eğitimci,çekirdek ailesiyle,
kesilmiş yollarıyla,
eylülün kavruk sıcağının,
tozlu topraklı yollarında seyretmekte,
son durağı dört duvar olan,tebeşir kokulu,
bahçesi ve lojmanlarına doğru

92 nin meşhur yol aramalarının,
olağanüstü bir seviyeye ulaştığı,
kenarında çakıl taşlarıyla,
çekilmez yol üstünde,
jandarmanın teki biner ön kapısından,
otobüse,
son koltuğa kadar toplayıp kimlikleri,
açtırmaya başlar yüklükleri,
genç öğretmen mesleğini söyleyene kadar,
fahri bir suçlu olarak aranacaktır belki...

kara önlüklerini andıran kara yüzlü çocuklar,
dizilir okul kapısının önüne,
zafer işareti dahi yapamayacak parmak sayısındaki,
öoretmenlerinin önüne,
sanal duvarların ayırdığı birleştirilmiş sınıflarında,
yıllar boyu aynı öretmene seslenecekler,
yarım türkçelerinde "burdayım" diye...

kış öncesi,
kucaklarında,kimi ince kimi kalın odunlarıyla,
karıncaların yuvalarına taşıdıkları gibi,
doldururlar odunluğunu eğitim yuvasının,
sırayla taşıyacak elbet,
nöbetçileri,
ısınması için sınıfın ortasındaki,
ve lojmanın bağrındaki odun sobasının...

kış ortasında günlerce kesen elektriği kadar karanlık,
memleketlere,
taşır eğitim emekçisi,
genç yürekler,
uzun ışıksız gecelerindeki gaz lambaları gibi titrek aydınlığı...
lojmanın yan bahçesindeki fideler gibi,
suya aç,soğanları,domatesleri kadar,
taze ve masumdur,
bakmayınca dağ olur yiter gider,
kurur sıcağından ötürü,
çocuk yürekler...

sinek çayının,
sivereğin dağları ve çermiğin köyleri ile ayırdığı,
manzaraya,
çayından tüten keyfi ile,
bir öğretmen dalar öylece,
eğitim saati ertesi,
ikindide esen rüzgar ilişir,
yan baçedeki ağaçların yapraklarına,
öylece eşlik eder mırıldandığı şarkısına,
şırıltılarıyla;
yağmurun az yağmasından mıdır nedir,
ya da çorak,kayalık dağlarından mı,
ormanın azlığından mı,
bir özlem karışır korkuları ile umutları arasına...
okuldan sorumlu koruculara,
çay ikram eder akşam vakti,
buyur eder,
yalnızlıklarının tam ortasına muhabbeti,
uğurlar evine,
olağanüstü bir durum yok ise,
kalmayın der bu gece vakti,okul sıralarında...

alıp da akan musluk bulup takamadığı,
bulaşık ve çamaşır makinelerinin,
bir haneye özlemi kadar uzun süre,
karadenizli genç yaşlanır,
bir şafak bir de akşam vakti geçen minibüsün,
taşıdığı bayat ekmekle,
pestili gibi tatlı günler kovalar birbirini,
evinin önündeki güller gibi açar öğrencileri,
tam beş yirmi dört kasımda,
işitir öğrencilerinin kutlu dileklerini...

üstünden kaç yirmidört kasım geçerse geçsin,
unutulmaz,
dört duvar arasında,
bir tebeşir,
ve o tebeşirini elin de tutan,
hademe,
memur,
öğretmen,
müdür...
ve kutlu edemez hiçbir müfettişin,
onur belgesi,ikramiyesi elbet,
kara elleri kalem tutan çocukların,bir meslek,
kazandıkları bir üniversitesi kadar,
ya da yıllar sonra açılan bir telefon kadar mesela..
trt nin,
akşam haberleri,iki film birdenleri,
türkü türkü türkiyeleri ile dolan akşamları mesela;
ya da elektrik kesilince,
pili bitinceye kadar dinlenen radyosu,
tüpten dalgalanan alev altında,
ya da pil bittikten sonra,
mırıldalınan karlı kayın türküleri...

şark görevinde,
karadenizli namık öğretmenler için,
bir daha kutlamalı 24 kasımlar,
dört duvara bir tebeşir daha taşıyabilsin diye,
o masum,
baharda açan çicekleri gibi kayısıların,
narin çocuklar...

Hiç yorum yok: