26 Mayıs 2011 Perşembe

feelin' good

hiç bir gün yeni değil,
bir batığın yüküyle çıkarsın geceden,
yeni olan,
yükünün,tarzının ölçeğiyle,artan değişiminden ötürü,
ayaklarının,
ya da seni ne taşıyorsa,
daha bir fazla yıpranır oluşudur

bir bedevinin bahta kurduğu düştür ki,
güneş sisteminde yörüngeye oturduğunda dünya,
şöyle biraz da soğuyup,
karalara çaldığında,
öyle uzanıp,akıp giden lav nehrinin kenarında,
yeni,yepeni bir güneşe uyanabilmek

bilginin yokluğunda,
varlığın yokluğuna çalan limit noktasına,
dönüp bir de geçmişten bakabilmek

işte;
her yeni gün,
her yeni muhabbet,
databankında öğlene doğru bir uyuşma,
uykuya varana dek,hazım,hazım hazım...

bilmemenin verebileceği o kadar şey vardır ki insana,
ortada gezinip durabilirdik pekala,
öyle primatlar gibi de değil,
bir ağaç,
bir bitki gibi mesela

bildiklerini unutana değin,
mesela kaybettiğin nineyle,bir an,bir fotoğraf,
her andığında gözünde çakan,
ya da bir sevgiliyi,
sevgisizliği,
ya da bir bombayı,kol bacak milyonları kasıp kavuranı,
belki aralarında senin de yitirdiklerin vardır kimbilir...
fakat anıların yükü değildir aslında;
varlığı yoran,
onları algılayışında saklıdır,
farkındalığını her açıdan arttıran,
nesillerin ortak bilincinedir bu küfür,
mantığın ta kendisine,
bilgiyi hazmeden,
bilmeni sağlayan düşünsel mekanizmaya işte.
düşünebilmeni sağlayan o birikimden bahsediyorum işte...

hiç bir gün yeni bir gün değildir,
sen kendin denen o mutualist gözüküp,parazit geçinen beyninden kurtulana dek

bilmemenin sağladığı özgürlüğe içmeli,
içmenin amacında yatan o anılmayan anlaşmaya,
sana hükmeden o mekanizmaya bir baş kaldırı,bir devrim olmalı her içişin,
her ne kadar sabahı ile ağrıları uzvuna yayıp,
midendeki kasılmaları işkenceye döndürse bile,
öyle bir uykunun sabahı çalabilir ancak yeni bir güne...

Hiç yorum yok: