1 Ağustos 2010 Pazar

kaybetmek,
 iki şekilde olur
unutarak,ya da saklayarak...
sakladıysan,
veya,gömdüysen ne bilim,
bilincaltından şeytanlar,perdeler hatrını...
unuttuysan,
o şeytanları da suçlama,

çünkü,şeytan sensin,gıyabında...
birşeyler ters gitmiştir,
ya da ne bilim,
an'lar çakışmıştır,tüm tezatıyla...

ve sen,herşeyi bildiğini sanan sen,
herşeyi,çok şey eyle...
ve dinle,
unuttuysan,
yeniden kavuştuğunda,nesneye,
bir çocuğun dondurmaya saklı özleminde,
kayıp bozuk paraarı edinmişçesine,
tüm mevsimlerin,tüm çiçeklerinden,
şahane,güller açar suratında....
 sakladıysan;
yatsıya kadar yanan mumların,
sönme vakti geldiğindeki,
tüm gizli saklısıyla,
bir gerçek süzülür,
ortasından ikiye yarık kalbinden aşağı...
yalanı;vicdanına yapışmış olanı
sanki yaradan bandı sökercesine,bandajlarını ameliyat sonrası çıkarırcasına
vahim acıyla,
koparır atar,tüm gerçekler...
işte,şaşkınlık mı desen,
gençliğin,hormonlarında süre gelen şeyler,ve bilimum bahane...
işte insan,
öyle bulacaktır,tüm kayıplarını,
öyle ya da böyle,
tüm kaybolmuşluklar,canlanıp mezarlarından,
şafaktan hemen bir kac dakika önce,
yürüyüşe geçecekler,
yaşayan cesetlerin diyarına,
toplu halde,
sanki;
kıyamet ertesi gibi,
benliğine doluşacaklardır...
bil artık bunu,
öğrenme!
saklayacağına,defet!
onu....

Hiç yorum yok: